31 Mart Olayı: İsyan mı, Darbe mi? Kitabın tezi

31 Mart Olayı kitabı, II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine uzanan süreci arşivler ve tanıklıklar ışığında, isyan mı darbe mi sorusuyla inceliyor.

Osmanlı tarihinin en tartışmalı dönemlerinden biri olan 31 Mart Olayı, Prof. Dr. Yılmaz Karadeniz’in “Tarihin Gerçek Yüzü” serisi kapsamında hazırladığı kitapta yeniden değerlendiriliyor. Eser, olayın yalnızca kendiliğinden gelişen bir askerî ayaklanma olarak açıklanamayacağını savunurken, II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine uzanan süreci siyasi hesaplaşmalar ve dış etkiler çerçevesinde ele alıyor.

Geçmişten 31 Mart’a uzanan siyasi çizgi

Kitapta olayların arka planı, 1876’da Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle başlatılıyor. Karadeniz’e göre bu süreç, daha sonraki yıllarda II. Abdülhamid’e karşı yürütülecek muhalefetin ilk örneklerinden birini oluşturuyor. Jön Türk hareketi, bürokratik çevreler ve hürriyet söylemi üzerinden gelişen siyasi mücadele, eserde sonraki darbelerin zeminiyle bağlantılı biçimde inceleniyor.

Yazarın temel iddialarından biri, Abdülhamid’in Filistin’de toprak taleplerine karşı çıkmasının kendisine yönelik muhalefeti güçlendirdiği yönünde. Kitapta, 1905’teki suikast girişiminin ardından İngiliz ve Siyonist çevrelerle İttihat ve Terakki arasındaki ilişkilerin yoğunlaştığı ileri sürülüyor. Selanik’teki bazı mason locaları ve Emanuel Karasu’nun faaliyetleri de bu çerçevede değerlendiriliyor. Meşrutiyet, hürriyet ve Kanun-ı Esasi gibi kavramların ise siyasi hedefleri meşrulaştıran bir söylem olarak kullanıldığı savunuluyor.

Meşrutiyet sonrası artan gerilim

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı, toplumda önemli beklentiler oluşturdu. Ancak kısa süre içinde Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan tarafından ilhakı ve Girit’in Yunanistan’a katılması, bu beklentilerin yerini hayal kırıklığına bıraktı. Eserde, ordu içindeki mektepli-alaylı ayrımı ile Hasan Fehmi Bey cinayetinin İstanbul’daki siyasi ve toplumsal gerilimi artıran gelişmeler arasında yer aldığı belirtiliyor.

31 Mart Olayı’nın gelişiminde Taşkışla’ya yerleştirilen Avcı Taburları’nın rolü de kitabın dikkat çektiği başlıklardan biri. Karadeniz, askerlerin terfi vaadiyle harekete geçirildiğini ve asıl hedefin doğrudan bir irtica hareketi başlatmaktan çok Meclis’i baskı altına almak ve padişahı zor durumda bırakmak olduğunu öne sürüyor. İstanbul’daki yaklaşık 2 bin 300 askere karşı 15 bin kişilik Hareket Ordusu’nun gönderilmesi, yazara göre önceden belirlenmiş siyasi sonuca ulaşma çabasının göstergesi olarak yorumlanıyor.

Tahttan indiriliş ve sürgün yılları

Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişinin ardından Yıldız Sarayı’nda yaşanan yağma, hazinenin akıbeti ve 27 Nisan 1909’da alınan hal kararına ilişkin gelişmeler de eserde ayrıntılı biçimde aktarılıyor. Kitapta, hal fetvasının Elmalılı Hamdi Yazır tarafından hazırlandığı ve dönemin hasta Şeyhülislamı tarafından imzalandığı belirtiliyor. II. Abdülhamid’in Selanik’e gönderilmesiyle sonuçlanan süreç, padişahın 1918’deki ölümüne kadar uzanan bir sürgün dönemiyle tamamlanıyor.

Yazar, 31 Mart Olayı’nı yalnızca 1909’da yaşanan bir askerî kriz olarak görmüyor. Olayı, halifelik makamının siyasi etkisinin zayıflatılması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme sürecinin hızlanmasıyla ilişkilendiriyor. Kitapta bu yaklaşım; arşiv belgeleri, dönem gazeteleri, hatıratlar ve tanıklıklardan yararlanılarak temellendirilmeye çalışılıyor.

“31 Mart Olayı; İsyan mı, Darbe mi?”, yakın tarihin tartışmalı dönemeçlerinden birini farklı bir bakış açısıyla ele alıyor. Eser, 31 Mart Vakası’nın niteliği, aktörleri ve sonuçları üzerine yürütülen tartışmalara, geleneksel “gerici isyan” yorumunun dışında bir değerlendirme sunmayı amaçlıyor.

Kitap hakkında ayrıntılı bilgi edinmek ve satın almak için Beyan Yayınları’nın ilgili sayfası ziyaret edilebilir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu