Çin’in Venezuela’daki Stratejik Hamleleri ve Etkileri

Çin’in Venezuela’daki stratejik adımları, ABD’nin etkisini azaltma çabalarıyla dikkat çekiyor.

Alman akademisyen Kurt Grötsch, Çin’in Venezuela’daki gerilimde ABD’ye karşı harekete geçmediği yönündeki iddiaları çürütüyor. Grötsch, Çin’in Trump ve Macron tarzı söylemlerden uzak durarak, somut adımlar attığını belirtiyor. Çin, ABD’nin Venezuela petrolünü kontrol etme çabasının, Güney Amerika’daki etkisini sınırlamak için bir araç olduğunu kavramış durumda.

Çin, doğrudan Amerikan imparatorluğunun çıkarlarını hedef alarak hareket ediyor. Venezuela’ya yönelik saldırılar, çok kutuplu dünya projesine ve BRICS grubuna karşı bir savaş ilanı anlamına geliyor. Maduro’nun kaçırıldığına dair haberlerin yayılmasının ardından, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, acil bir toplantı düzenleyerek stratejik bir yanıt mekanizmasını devreye soktu. Bu toplantı, Batı Yarımküre’deki ortaklarını hedef alan bir saldırıya karşı bir asimetrik yanıt olarak değerlendiriliyor.

Venezuela, Çin için Latin Amerika’daki en önemli sıçrama tahtası konumunda. Çin’in tepkisi, 4 Ocak sabahı saat 09.15’te başladı. Çin Merkez Bankası, Amerikan savunma sanayisiyle bağlantılı şirketlerle yapılan tüm ABD doları işlemlerini geçici olarak durdurdu. Boeing, Lockheed Martin, Raytheon ve General Dynamics gibi şirketler, bu durdurma ile karşılaştı.

Aynı gün saat 11.43’te, Çin Devlet Elektrik Şebekesi Şirketi, Amerikan elektrik ekipmanı tedarikçileriyle yaptığı sözleşmeleri kapsamlı bir incelemeye aldı. Bu adım, Çin’in Amerikan teknolojisinden kopma sürecini başlattı. Saat 14.17’de ise, Çin Ulusal Petrol Şirketi, küresel tedarik hatlarını yeniden düzenlediğini açıkladı. Bu karar, Amerikan rafinerilerine yapılan petrol tedarik sözleşmelerinin iptaliyle enerji silahının devreye girmesi anlamına geliyordu.

ABD’nin doğu kıyılarına yönelen petrol sevkiyatları, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi diğer ortaklara yönlendirildi. Bu durum, petrol fiyatlarının tek bir işlem gününde %23 artmasına neden oldu. Verilen stratejik mesaj ise oldukça açıktı: Çin, tek bir kurşun atmadan ABD’yi enerji açısından boğma kapasitesine sahip.

Çin Denizcilik Şirketi, dünya deniz taşımacılığının %40’ını kontrol ederek, operasyonel rota optimizasyonu uygulamasını devreye soktu. Bu sayede, Çin gemileri Amerikan limanlarını pas geçmeye başladı ve bu limanlar, konteyner trafiğinin %35’ini kaybetti. Walmart, Amazon ve Target gibi büyük şirketler, bu durumdan olumsuz etkilendi ve tedarik zincirleri ciddi bir şekilde sarsıldı.

Bu hamlelerin en dikkat çekici yanı, eşzamanlılıklarıydı. Zincirleme bir etki yaratarak ekonomik darbeyi büyüttüler. Bu, ABD’nin karşılık verme kapasitesini felç etmeye yönelik sistematik bir şok olarak değerlendiriliyor. ABD hükümeti bu darbeyi henüz sindirememişken, Çin yeni bir adım attı: Küresel Güney’in seferber edilmesi. 4 Ocak’ta saat 16.22’de, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Amerikan müdahalesiyle iktidara gelecek herhangi bir Venezüella hükümetini tanımayacağını belirten ülkelere ayrıcalıklı ticaret koşulları teklif etti.

24 saat içinde 19 ülke bu teklifi kabul etti. Brezilya’nın ardından Hindistan, Güney Afrika ve Meksika gibi ülkeler de bu koalisyona katıldı. Böylece çok kutuplu dünya kavramı somut bir hale geldi. Çin, ekonomik teşvikleri bir silah gibi kullanarak ABD karşıtı bir koalisyon oluşturmayı başardı.

Son olarak, 5 Ocak’ta Çin finansal silahını devreye soktu. Çin’in sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi, Washington’un kontrolündeki SWIFT sisteminden kaçınmak isteyen uluslararası işlemler için kapasitesini artırdı. Bu, Çin’in Batı merkezli finans sistemine alternatif sunduğu anlamına geliyor. İlk 48 saat içinde 89 milyar dolarlık işlem gerçekleştirildi ve 34 ülkenin merkez bankası Çin sisteminde hesap açtı.

Teknoloji alanında ise, Çin, nadir toprak elementleri üretiminin %60’ını kontrol ederek, bu madenlerin Maduro’nun kaçırılmasını destekleyen ülkelere ihracatına kısıtlamalar getirdi. Bu durum, Apple, Microsoft ve Google gibi Amerikan teknoloji devlerinin endişelenmesine yol açtı. Çünkü bu şirketler, temel bileşenlerde Çin tedarik zincirlerine bağımlıydı ve üretim sistemleri büyük bir risk altındaydı.

Çin’in her adımı, Amerikan imparatorluğunun ekonomik kalbine doğrudan bir darbe niteliğinde. Kurt Grötsch, “Çin Venezuela için ne yaptı?” sorusuna yanıt olarak, savaş ilan etmeden harekete geçtiğini ve yeni gerçeklikler dayattığını vurguluyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu