İran ve ABD Arasındaki Tehlikeli Çıkmaz: Ne Savaş Ne Barış
İran ve ABD arasındaki gergin durum, tehlikeli bir belirsizlik yaratıyor. Ekonomik yaptırımlar ve askeri tehditler artıyor.
İran ile ABD arasındaki çatışmanın çözülmeden bırakıldığı kırılgan ateşkes, iki ülkeyi tehlikeli bir belirsizlik durumuna sürüklemiştir. Bu durum, her iki tarafın da diğerine karşı daha uzun süre dayanabileceğine inanmasıyla birlikte, yanlış hesaplamalara açık bir ortam yaratmaktadır.
Tabnak’ın uluslararası servisinin aktardığına göre, “New Arab” isimli haber sitesi, İran ve ABD arasındaki mevcut ihtilafla ilgili bir analiz yayımlamıştır. Müzakerelerin durmasıyla birlikte, Washington ve Tahran, “ne savaş ne barış” şeklinde gergin bir duruma hapsolmuş durumdadır.
Her iki taraf da birbirine karşı dayanıklılık gösterse de, ekonomik yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditler, küresel maliyetleri artırmaktadır. İran ekonomisi, kuşatma ve artan enflasyon karşısında ciddi baskılar altındadır; ancak Tahran, bu durumu ABD ve küresel ekonomiye kıyasla daha iyi yönetebildiği düşünülmektedir.
Pakistan’ın arabuluculuğunda sağlanan bu son derece kırılgan ateşkesin devam etmesi, güvenlik garantilerine ve yaptırımların aşamalı olarak kaldırılmasına bağlıdır. Bu süreçte küçük olayların büyük çatışmalara dönüşmesini önleyecek hassas bir diplomasi gerekmektedir.
Tahran’ın dayanıklılığı, Trump yönetiminin İran limanlarını kuşatmasının Tahran’ı Beyaz Saray’ın taleplerine boyun eğmeye zorlayacağına dair inancıyla şekillenmektedir. Ancak, İran İslam Cumhuriyeti’nin tamamen teslim olacağı bir senaryonun gerçekleşmesi zor görünmektedir. 1979’dan bu yana, İran, Washington’un kendisini izole etme çabalarına karşı önemli bir direnç göstermiştir.
İran asıllı Amerikalı gazeteci Hooman Majd, New Arab’a verdiği demeçte, İran’ın petrol gelirlerinin ciddi şekilde azalmasına rağmen durumu haftalarca idare edebileceğini belirtmiştir. Ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı etkili bir şekilde kapatmaya devam edeceğini ve bunun küresel ekonomi üzerinde önemli etkileri olacağını vurgulamıştır.
Majd, “İran, Başkan Trump’ın düşündüğünden daha uzun süre dayanabilir; savaşın maliyetleri arttıkça ve çatışmayı sonlandırma baskısı yoğunlaştıkça, Trump ya İran ile bir uzlaşmaya gitmek ya da askeri müdahalede bulunmak zorunda kalacaktır” şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur.
Washington’un sınırlılıkları da dikkat çekmektedir. ABD kamuoyunun, Trump yönetiminin stratejik hesaplamalarında önemli bir rol oynadığı aşikardır. Tunus’un eski büyükelçisi Gordon Gray, savaşın popüler olmadığını ve yarattığı yüksek enflasyonun Cumhuriyetçilerin Kasım ayındaki ara seçimlerde ciddi kayıplar yaşamasına yol açabileceğini ifade etmiştir.
Gray, kamuoyu baskısı ve seçim hesaplarının, Trump’ın İran’dan önce bir çıkış yolu aramasına neden olabileceğini belirtmiştir. Trump’ın nükleer dosyada kendisini bir çıkmaza soktuğunu ifade eden Gray, nükleer anlaşmanın savaş uzadıkça daha iyi görünmeye başladığını, zira İran’ın nükleer programını sınırladığını ve sıkı denetime tabi tuttuğunu değerlendirmiştir.
Uluslararası Kriz Grubu’nda İran Projesi Direktörü Dr. Ali Vaez ise, ABD’nin İran limanlarını kuşatmasını “strateji yerine geçen sert bir araç” olarak nitelendirerek, bunun İran üzerinde baskı kurabileceğini ancak Washington’un hedeflediği “siyasi teslimiyeti” sağlamada başarısız olacağını ifade etmiştir. Bu durumun, Tahran’ın tutumunu yumuşatmak yerine daha da sertleştirebileceği öngörülmektedir.
Mevcut durum, müzakerelerin durması, yaptırımların sürmesi ve ABD’nin deniz aşırı baskılarının devam etmesiyle karakterize edilmektedir. Bu durum İran için maliyetli olsa da katlanılamaz değildir. Vaez, İran’ın deniz gücünün ancak yaptırımların kaldırılmasıyla gerçek bir kazanca dönüşebileceğini, aksi halde Hürmüz Boğazı üzerindeki mevcut baskının “maliyetli bir direniş sembolü” olarak kalacağını belirtmiştir.
Her iki taraf da diplomasiye açık olduklarını ifade etse de, hangi adımın önce atılacağı konusunda bir çıkmaz yaşamaktadır. İran, anlamlı müzakereler için yaptırımların kaldırılmasını ön şart olarak görürken; ABD, öncelikle taviz talep etmektedir. Bu durum, müzakerelerin sık sık tıkanmasına neden olan temel engel haline gelmiştir.
Bununla birlikte, anlaşma ihtimali tamamen ortadan kalkmamıştır. Majd, diplomatik ilerleme ihtimalinin bazı gözlemcilerin düşündüğü kadar karanlık olmadığını ve dikkatli bir diplomasiyle taraflar arasındaki uçurumun kapatılabileceğini belirtmiştir. Trump yönetiminin bombardımanın tek başına rejimi değiştirmeyeceğini anlaması, bir tür anlaşmayı değerlendirmesine yol açabilir.
Washington açısından yeni bir anlaşmanın, şartları bakımından 2015 nükleer anlaşmasından daha ileri olacağı değerlendirilmektedir. Böyle bir çerçevenin, zenginleştirmenin durdurulmasıyla birlikte Batı açısından daha fazla avantaj sağlayacağı ifade edilmektedir. İran’ın askeri kapasitesinin zayıflaması ve İsrail’in İran hava sahasında operasyon yapabilme kabiliyeti göz önüne alındığında, İran’ın hâlâ varoluşsal bir tehdit olduğu tezinin daha zor savunulabileceği belirtilmektedir.
Öte yandan İran’ın mevcut çıkmazı aşarak diplomatik ilerleme sağlama yönünde güçlü motivasyonları bulunmaktadır. Ekonomik baskı altındaki Tahran, güvenilir güvenlik garantileri sağlanması şartıyla yeni bir anlaşmaya yönelmeye istekli olabilir.
Majd, “İran ve ABD ateşkes üzerinden bir ‘tavuk oyunu’ oynuyor. Her iki taraf da diğerini ihlal ile suçluyor; ancak buna rağmen savaş yeniden başlamadı. İran, ABD’nin önce geri adım atacağını; ABD ise İran’ın baskıya dayanamayarak önce geri adım atacağını düşünüyor” demiştir.
Majd’a göre, büyük ihtimalle taraflar arabulucuların yardımıyla, geri adım attıklarını göstermeden, önce savaşı sona erdirecek ardından nükleer dosyayı kapatacak bir anlaşmaya varacaktır.
Mevcut çıkmaz, “yönetilen risk” durumunu andırmaktadır. Her iki taraf da kontrolün kendilerinde olduğunu düşünse de, karşı tarafın adımlarını tam olarak öngörememektedir. Bu “ne savaş ne barış” aşamasını tehlikeli kılan, küçük bir yanlış hesaplamanın bile mevcut kırılgan dengeyi hızla bozabilecek olmasıdır.
Beyaz Saray’ın açık bir diplomatik çıkış yolu olmaksızın sürekli baskıya dayanan yaklaşımı, stratejik bir durgunluğa yol açma riski taşımaktadır. Yaptırımlar ve kuşatma Tahran üzerinde maliyet oluşturmasına rağmen, istenen siyasi tavizleri elde edememiştir. Aksine bu durum, İran’ın direnç ve öz yeterliliğe dayalı dış politika yaklaşımını daha da güçlendirebilir.
ABD’de artan iç siyasi baskılar ve ekonomik sınırlamalar, uzun süreli bir çatışmayı sürdürmeyi daha da zorlaştırmaktadır. İran ise sürekli baskılara karşı kayda değer bir dayanıklılık göstermiştir. Ancak Hürmüz Boğazı üzerinden baskı oluşturma kapasitesi, bunu yaptırımların kaldırılmasına dönüştüremediği sürece giderek etkisini yitirebilir.
Diplomatik ilerleme sağlanamadığı takdirde, uzun vadeli ekonomik baskı, stratejik direncin stratejik durgunluğa dönüşmesi riskini beraberinde getirmektedir. Geleceğe bakıldığında, her iki taraf da tek başına çözemeyeceği bir “adım sırası” çıkmazına sıkışmış durumdadır. Anlamlı bir ilerleme için kapsamlı bir anlaşmadan ziyade, dış arabuluculuk ve aşamalı güven artırıcı adımlar gerekmektedir.
Bu çerçevede, sınırlı yaptırım kaldırımı ile nükleer ve bölgesel konularda doğrulanabilir taahhütleri birleştiren aşamalı bir yaklaşım, en uygulanabilir diplomatik çözüm yolu olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu tür çabaların yokluğunda, mevcut kırılgan denge uluslararası toplum açısından ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam edecek ve kırılgan ateşkesin her an çökebileceği bir ortam sürecektir.




