DEM Parti’nin Tarihi Sınavı: Çözüm Süreci ve Gelecek
DEM Parti, çözüm sürecinde yeni bir döneme girerken, kimlik siyaseti ile gündelik sorunlar arasındaki dengeyi nasıl kuracak?
Kürt seçmen, uzun yıllardır kimlik siyaseti ile günlük yaşam arasında sıkışmış durumda. Ekonomi, eğitim, istihdam ve yerel hizmetler gibi temel meseleler, bu süreçte göz ardı edildi. Şimdi, siyasi alanda bir açılım yaşanırken, bu gündelik sorunların yeniden ön plana çıkması bekleniyor. DEM Parti, bu yeni duruma ne ölçüde hazır?
PKK’nın silah bırakması ve feshiyle ilgili yasal düzenlemeler, Türkiye’nin siyasi sahnesinde önemli bir eşik oluşturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’deki açıklamaları, bu sürecin artık sadece bir olasılık değil, devam eden bir gerçeklik olduğunu ortaya koyuyor. Bugüne kadar, hükümetin tutumu ve örgütün yaklaşımı gibi pek çok konu tartışıldı. Ancak DEM Parti’nin bu kritik dönemdeki durumu ve sorumlulukları genellikle göz ardı edildi. Silahların bırakılması, DEM Parti’nin köken aldığı geleneğin tarihsel konumunu da etkiliyor.
PKK’nın silah bırakması, uzun yıllardır süregelen bir siyasi atmosferin sona ermesi anlamına geliyor ve bu durumun en doğrudan etkileyeni DEM Parti. Bu parti, yıllarca örgütle iç içe geçmiş bir siyasi ortamda varlık gösterdi. Örgütün vesayeti, zaman zaman açıkça kabul edildi, bazen ise sessiz kalındı. Sonuç olarak bu iki tutum da benzer sonuçlar doğurdu.
Devletin güvenlik refleksi, her adımı “örgütle bağlantılı mı?” sorusu çerçevesinde değerlendirdi. İçeriden gelen örgüt vesayeti ile dışarıdan gelen güvenlik kaygıları, DEM Parti’nin gerçek anlamda siyaset yapma kapasitesini kısıtladı. Ancak bu dönem artık kapanıyor ve beraberinde yeni sorumluluklar getiriyor. Bu siyasi gelenek için açık bir alan mevcut; bu, hem özgürleşme hem de gerçek bir siyaset yapma fırsatıdır.
Vesayetin Kaldırılması ve Yeni Sorumluluklar
Vesayetin sona ermesi, DEM Parti’nin kendi kimliğini, diliyle ve siyasi vizyonuyla yeniden inşa etme zorunluluğunu doğuruyor. Artık “PKK baskı yapıyor” ya da “güvenlik baskısı altındayız” gibi savunmalar geçerli olmayacak. DEM Parti, yalnızca kendi siyasi performansı ve vaatleri ile değerlendirilecek. Bu durum, özgürlüğün bir gerekliliği olarak karşımıza çıkıyor.
Özgürleşme, kendiliğinden gerçekleşmeyecek. Yıllarca örgüt diliyle hareket eden bir yapının, bu alışkanlıklardan kurtulması zor olacak. Ancak bu dönüşüm zorunludur. Çünkü siyaset dili ile örgüt dili arasında önemli bir fark vardır. Örgüt, tabanına ‘haklıyız’ derken, siyaset uzlaşma arayışındadır. Bu geçiş, alışkanlıktan zihniyet değişimine giden uzun bir yolculuğu gerektiriyor.
Örgüt ile siyaset arasındaki fark, sadece bir yöntem farkı değil, aynı zamanda bir zihniyet farkıdır. DEM Parti, kendi içindeki dönüşümü gerçekleştiremezse, dışarıya sunacağı projelerin temeli her sarsıntıda çökecektir.
Yeni Sorular ve Fırsatlar
Vesayetin kalkmasıyla birlikte DEM Parti’nin önünde birçok soru belirmekte. Bu sorular, Türkiye’nin genel siyasi yapısına da yön verecek. Ancak bu noktada en büyük sorumluluk DEM Parti’nin omuzlarında. Bu süreçten en çok etkilenecek olan da o.
Türkiye’nin demokratikleşmesine nasıl katkıda bulunacak? Yıllar boyunca ‘demokratikleşme’ söylemi, örgütün varlığıyla iç içe geçmişti. Bu durum, söylemin meşruiyetini zedeledi. Meşruiyeti yeniden inşa etmek için, öncelikle örgüt dilinin dışına çıkmak ve demokratikleşme talebini tüm ülkenin meselesi olarak yeniden çerçevelemek gerekiyor.
Kürt seçmenin günlük sorunlarına ne gibi çözümler sunacak? Kimlik siyaseti ile gündelik yaşam arasında sıkışan Kürt seçmen, artık bu sorunların gündemin merkezine oturmasını bekliyor. DEM Parti, bu geçişe ne ölçüde hazır? Kimlik siyasetinden geçim siyasetine geçiş, kolay olmayacak ama kaçınılmaz.
İktidar ilişkileri nasıl şekillenecek? Bu sorunun yanıtı, büyük ölçüde hükümetin tutumuna bağlı. Ancak yine de bu soruyu sormak gerekli. Sistematik muhalefet mi, yapıcı müzakere mi? Bu seçim, partinin Türkiye siyasetindeki yerini belirleyecek. Geçmişte, aktivist bir muhalefet tarzı partiyi köşeye sıkıştırmışken, uzlaşmacı bir söylem ise tabanı tatmin etmemiştir. Bu dengeyi sağlamak kritik bir öneme sahip.
Dışarıya Konuşmanın Etkisi
DEM Parti’nin sorunlu tutumlarından biri, konuları Avrupa Birliği gündemine taşıma alışkanlığıdır. Uluslararası normları hatırlatmak zaman zaman gerekli olsa da, iç siyasette hareket alanı kısıtlandığında bu refleks, sahici bir iç siyaset üretememenin yerini doldurmak için bir araç haline gelmiştir. Bu dönemin sona ermesiyle birlikte, alışkanlıkların da dönüşmesi gerekecek.
Bu durumun somut maliyeti, iç kamuoyunun çözüm beklediği bir süreçte konuları AB gündemine taşımak olduğunda, Türkiye’nin büyük çoğunluğunda antipati yaratmaktadır. Bu yalnızca milliyetçi reflekslerden kaynaklanmıyor, aynı zamanda merkezdeki seçmenler de “neden dışarıya taşınıyor” sorusunu soruyor. Bu durum, güvenilirliği zedeleyebilir. Dışarıya taşınan her gündem maddesi, içeride bir antipati faturası olarak geri dönebilir ve bu, partinin kritik dönemdeki sahneye çıkma kapasitesini olumsuz etkileyebilir.
Geçmişle Yüzleşme Gerekliliği
PKK’nın bıraktığı hasar, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da derin ve kalıcı. Bu dönemin her aşaması farklı acılarla dolu. Örgüt talimatıyla gerçekleştirilen “öz yönetim” ilanları ve “Kıra Dayalı Şehir Gerillacılığı” projesinin sonuçları, bu acıların somut örnekleridir. Bu iki girişimin bedelini, kararları verenler değil, o şehirlerde yaşayanlar ödedi.
Peki, bu tablonun sorumluluğu kime ait? Bu durum, yalnızca terör ortamının bir sonucu değil, aynı zamanda örgütün bilinçli tercihlerinin bir ürünüdür. DEM’in içinden çıktığı siyasi gelenek, bu projelere karşı durmamış ve sonrasında bu duruma ilişkin gerçek bir özeleştiri yapılmamıştır. Özeleştiri olmadan bu kapı kapanmaz. DEM Parti, bu gerçekle nasıl yüzleşecek?
Bu sorunun yanıtı, IRA’nın Sinn Féin’e dönüşümünde olduğu gibi, geçmişin toplumsal hasarını kabul etmekten geçiyor. Bu kabul, hem Kuzey İrlanda toplumunda hem de İngiliz kamuoyunda güven inşa etmenin temel taşını oluşturdu.
Bir iç muhasebe yapılmadan güven inşa edilemez. Güven inşa edilmeden, Kürt olmayan seçmenle ve devletle gerçek bir siyasi ilişki kurulamaz. Sinn Féin’in dönüşümü, geçmişi bir gurur kaynağı olarak değil, bir yük olarak kabul etmekti. DEM için bu, şehirlerde yaşananları “koşulların zorladığı bir dönem” olarak değil, gerçek bir hesaplaşmanın konusu olarak ele almak anlamına geliyor. Ancak henüz bu adım atılmadı.
Fırsatın Değerlendirilmesi
Geçmişle yüzleşmek, örgüt dilini bırakmak ve gündelik siyasete dönmek, bu dönüşümün parçalarıdır. DEM’in “meşru ama marjinal” konumdan “meşru ve merkezi” konuma geçişi, Türkiye için dönüştürücü bir etki yaratabilir. Çünkü bu geçiş, çözümü engelleyen kısır döngüyü kıracaktır. Bu kısır döngü, silah olmadığında temsil alanının daralması, silah olduğunda ise siyasetin güvenlik meselesine dönüşmesi şeklinde kendini göstermektedir.
Bu dönüşüm tek taraflı olamaz. Güvenlik kaygılarını siyasetin önüne koyan refleksler, yalnızca DEM’de değil, her kesimde mevcuttur. Ancak şiddetin toplumda açtığı yaraları açıkça konuşabilmek, sivil siyasetin ön koşuludur.
PKK’nın feshi, DEM Parti’ye tarihi bir fırsat sunuyor. Ancak bu fırsat, bir program değil. Kürt seçmen, yıllardır bir örgütün gölgesinde siyasete bakıyordu. Artık o gölge kalktı. DEM Parti’nin en kritik sınavı, yeni dönemin gerçekliğini doğru anlayıp, söylem ve siyasetini buna göre yeniden yapılandırmak olacaktır. Bugüne kadar kendisine oy vermeyen seçmene “Neden bana oy vermelisiniz?” sorusunu sorup, inandırıcı bir yanıt verebilecek mi? Çünkü merkezileşmek, sadece kendi seçmenine iyi görünmekle olmaz. Hiç düşünmemiş birine “Ben de senin için buradayım” diyebilmek gerekecek. Bu henüz başarılamadı. Bu sorunun yanıtı, DEM Parti’nin geleceğini ve Türkiye siyasetinin seyrini belirleyecektir.
Tarihin doğru yanında durmak, iyi bir his. Ancak bu his, önünüzdeki soruları ortadan kaldırmıyor, sadece erteliyor. DEM Parti bunu başarırsa, Türkiye siyasetinde gerçekten yeni bir sayfa açılır. Başaramazsa, bu fırsat da adı konulmamış bir kayıp olarak tarihe geçecektir.




