Türkiye-Ermenistan Normalleşmesi: Stratejik Fırsatlar ve Zorluklar
Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, stratejik fırsatlar ve yapısal zorluklar barındırıyor. İlişkilerin geleceği üzerine önemli değerlendirmeler.
Türkiye-Ermenistan Normalleşmesi: Stratejik Fırsatlar ve Zorluklar
Mehmet Rakipoğlu / MGE Kritik
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler, her iki ülkenin bağımsızlık süreçlerinden bu yana derin bir gerginlik içinde gelişmiştir. 1915 olaylarına dair farklı tarihsel anlatımlar ve Ermeni diasporasının ‘soykırım’ tanınması için yürüttüğü lobi faaliyetleri, ikili ilişkilerin önünde büyük bir engel teşkil etmiştir. Bu gerginlik, 1993’teki Birinci Dağlık Karabağ Savaşı sırasında Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesiyle daha da derinleşmiştir. Türkiye, Azerbaycan ile olan stratejik ilişkileri çerçevesinde Alican/Margara sınır kapısını kapatarak diplomatik ilişkileri fiilen dondurmuştur.
Geçmişte bu donmuş ilişkiyi çözmek için çeşitli girişimler olmuş, ancak kalıcı bir ilerleme sağlanamamıştır. 2008-2009 yıllarında yaşanan ‘futbol diplomasisi’ bu bağlamda önemli bir istisna olmuştur. Türk ve Ermeni liderlerin birlikte bir futbol maçını izlemesiyle başlayan bu yakınlaşma, Ekim 2009’da Zürih Protokolleri’nin imzalanmasıyla zirveye ulaşmıştır. Ancak, Türkiye’nin Karabağ meselesinin çözümünü ön koşul olarak öne sürmesi ve Ermeni diasporasının protokollerdeki tarihçiler komisyonu maddesine karşı çıkması, bu sürecin tıkanmasına neden olmuştur. Bu başarısızlık, iki ülke arasındaki normalleşme çabalarının ne kadar kırılgan olduğunu göstermiştir.
2020 İkinci Karabağ Savaşı, gerçek anlamda bir stratejik dönüşümün başlangıcını oluşturmuştur. Türkiye’nin desteğiyle Azerbaycan, işgal altındaki topraklarını büyük ölçüde geri almış ve 2023’te Karabağ üzerindeki egemenliği yeniden tesis edilmiştir. Bu durum, Ermenistan’ın stratejik konumunu köklü bir şekilde değiştirmiştir. Rusya’nın sağladığı güvenlik garantilerinin işlevsiz hale gelmesi, Ermenistan’ı bölgesel izolasyondan çıkış yolları aramaya yöneltmiştir. 2021 sonunda normalleşme müzakereleri başlamış ve 2022 Ocak ayında Moskova’da ilk özel temsilciler görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten itibaren süreç adım adım ilerlemekte; Mayıs 2026 itibarıyla doğrudan ticaretin önündeki engeller kaldırılmakta ve sınır kapısının kalıcı açılışı için hazırlıklar yapılmaktadır.
Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin Türkiye açısından en belirgin kazanımı, ülkenin son yıllarda inşa ettiği stratejik yeniden konumlanma sürecinin mantıksal bir tamamlayıcısı olmasıdır. Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve Yunanistan ile ilişkilerin yeniden tesis edildiği bu çok yönlü diplomatik açılım, Türkiye’nin stratejik pozisyonunu güçlendirmek amacıyla gerçekleştirdiği bir dizi rasyonel tercih olarak değerlendirilebilir.
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer kazanım ise 1915 meselesinin ikili ilişkilerdeki rolünün değişmesidir. Ermenistan hükümeti, soykırımın tanınmasını normalleşmenin ön koşulu olmaktan çıkarmış ve ekonomik entegrasyon ile bölgesel iş birliğini öncelikli hedef olarak belirlemiştir. Bu değişim, Türkiye açısından önemli bir kırılma noktasıdır. Zira, Ermenistan ile işleyen bir normalleşme süreci, ABD ve Fransa gibi ülkelerin bu meseleyi Türkiye üzerinde baskı aracı olarak kullanma yeteneklerini zayıflatmaktadır.
Türkiye’nin güney sınırındaki Suriye, doğudaki İran istikrarsızlığı ve kuzeybatısındaki Yunanistan gerilimi ile başa çıkmak zorunda olduğu bir dönemde, kuzey sınırındaki çatışma yönetiminin sona ermesi, diplomatik ve güvenlik kapasitesinin başka alanlara yönlendirilmesini sağlayacaktır.
Normalleşme sürecinin en somut boyutları arasında bölgesel ekonomik entegrasyon fırsatları yer almaktadır. Türkiye’nin stratejik hedefleri arasında bulunan Orta Koridor projesi, Ermenistan’ın dahil olabileceği yeni bir lojistik ağ sunmaktadır. Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın açıkladığı “Barış Kavşağı” planı, bu bölgesel entegrasyon vizyonuyla örtüşmekte ve Erivan’ın ekonomik izolasyonu kırma iradesini yansıtmaktadır.
Bu fırsatları jeopolitik açıdan destekleyen bir diğer faktör ise İran’ın bölgedeki etkisinin azalmasıdır. İran, Zengezur Koridoru’na karşı çıkmış ve bu güzergahın Azerbaycan-Türkiye bağlantısını engellemeye çalışmıştır. Ancak, İran’ın bu kapasitesinin azalması, projelerin hayata geçirilmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır.
Kara sınırının kalıcı açılması durumunda, beklenen kazançlar yalnızca ticaretle sınırlı kalmayacak; aynı zamanda turizm hareketliliği de artacak ve Türkiye’nin sınır bölgelerinde kalkınma etkileri yaratacaktır. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki 3+3 Bölgesel İşbirliği Platformu aracılığıyla bölgesel kapsayıcılığa katkı sağlamaktadır.
Ancak normalleşme sürecinin önündeki en büyük engel, Ermeni meselesinin Batı siyasetindeki kalıcı varlığıdır. ABD Kongresi’nin tanıma kararları ve diaspora lobilerinin baskıları, Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasını olumsuz etkilemektedir. Bu durum kısa vadede çözülmesi beklenmeyen bir engel teşkil etmektedir. Bununla birlikte, Erivan’ın söylemindeki değişim, uzun vadede diasporayı Ermenistan’ın resmi tutumundan bağımsız bir aktör haline getirme potansiyeline sahiptir.
İkili ilişkilerdeki en büyük sorun ise güven eksikliğidir. Türkiye’nin Azerbaycan’ı desteklemesi ve sınır kapatması, Ermeni kamuoyunda derin bir güvensizlik yaratmıştır. Bu durum, siyasi irade ne olursa olsun, sürecin toplumsal meşruiyetini zayıflatmaktadır. Ayrıca, yaklaşan seçimler, bu kırılganlığı daha da artırmaktadır; Paşinyan’ın iktidarını kaybetmesi, normalleşme sürecinde geri adım riskini doğurabilir.
Türkiye’nin dış baskı kaynaklarından biri de Rusya’dır. Ermenistan’daki Rus askeri varlığı ve ekonomik etkisi, normalleşmeyi sabote etme potansiyeline sahiptir. Rusya’nın Kafkasya’daki tutumundaki değişiklikler, bu riski artırmaktadır. Son olarak, Türkiye’nin Azerbaycan ile eşgüdüm zorunluluğu, normalleşme sürecinin hızını ve derinliğini etkilemektedir.
Sonuç olarak, Türkiye-Ermenistan normalleşmesi, her iki tarafın çıkarlarının örtüştüğü bir dönemde ilerlemektedir. Altyapının gelişmesi, ticari çerçevenin kurulması ve üst düzey temasların sürmesi, sürecin tamamen çökmesini engellemektedir. Ancak tam normalleşmenin önündeki yapısal engeller, sürecin hızını ve derinliğini belirlemeye devam edecektir. Bu süreç, Türkiye’nin bölgesel konumlanmasının önemli bir parçası haline gelmektedir.




