İngiliz köle ticareti elitlerin karanlık mirasını açığa çıkardı

Üç yıllık araştırma, İngiliz köle ticaretine kraliyet, parlamento, finans çevreleri ve kilisenin verdiği desteği belgelerle ortaya koydu.

Lancaster, Manchester ve University College London’dan tarihçilerin üç yıl süren çalışmasıyla hazırlanan “İngiliz Köle Tüccarları Sicili”, Transatlantik köle ticaretinin arkasındaki geniş destek ağını ortaya çıkardı. The Guardian’da yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, 16. yüzyılın ikinci yarısından 1807’de ticaretin yasaklanmasına kadar krallar, din adamları, bankerler ve milletvekilleri bu ekonomik düzenin çeşitli biçimlerinde rol aldı.

Şirket evrakları, vasiyetnameler ile evlilik ve ölüm kayıtlarının incelenmesi sonucunda köle ticaretine doğrudan yatırım yapan yaklaşık 13 bin İngiliz vatandaşının adı belirlendi. İngiliz gemileri ve ticaret ağlarının, 3 milyondan fazla Afrikalıyı zorla Amerika ve Karayipler’deki sömürge plantasyonlarına taşıdığı kaydedildi.

Devlet kurumlarına uzanan destek ağı

Araştırma, İngiliz köle ticaretinin toplumun dar bir kesimine ait gizli bir faaliyet olmadığını, dönemin siyasal ve ekonomik düzeniyle iç içe yürütüldüğünü gösterdi. Kraliçe I. Elizabeth döneminden itibaren monarşinin süreçte yer aldığı, Kral II. James’in yönettiği Kraliyet Afrika Şirketi üzerinden on binlerce insanın taşındığı ve şirket toplantılarının sarayda yapıldığı aktarıldı.

Sicilde, Tory ve Whig hareketlerinin kökeninde yer alan 100’den fazla milletvekilinin köle ticareti şirketlerinde hisse sahibi olduğu belirtildi. İngiltere Merkez Bankası’nın kurucuları ve ilk yöneticileri arasından onlarca kişinin yanı sıra İngiltere Kilisesi’ne mensup 45 din adamının da bu ticarete sermaye sağladığı kaydedildi.

Kayıtlara giren yatırımcıların yaklaşık binini kadın hissedarlar oluşturdu. Besteci George Frideric Handel ile düşünür John Locke da Kraliyet Afrika Şirketi’ne yatırım yapan isimler arasında gösterildi.

Kraliyet tacıyla damgalama emri

Araştırmacı Nicholas Radbourn’un ortaya çıkardığı 1714 tarihli resmi yazışmalar, köleleştirilen insanlara uygulanan şiddetin boyutunu da gözler önüne serdi. South Sea Company yönetiminin Buenos Aires’teki temsilcilerine gönderdiği mektupta, doktorların sağlık açısından risk taşıdığı yönündeki uyarılarına rağmen Afrikalı kölelerin sol omuzlarının kızgın gümüş bir taç sembolüyle dağlanması istendi.

Şirket yönetimi, Londra’daki elitlerin desteğiyle bu uygulamayı köleleri birbirinden ayırmanın en etkili yolu olarak savundu. Bristol ve Liverpool gibi limanların zenginleşmesine katkı sağlayan ticaret, deniz yolculukları sırasında on binlerce insanın hayatını kaybetmesine de neden oldu.

İngiltere’de kölelik 1833’te tamamen kaldırılırken hükümet, köle sahiplerine 20 milyon sterlin tazminat ödedi. Günümüz değeri yaklaşık 2,7 milyar sterline denk gelen bu ödemeden köleleştirilen insanlar yararlanamadı.

Özür ve tazminat talepleri yeniden gündemde

Araştırmanın yayımlandığı dönemde İngiltere’den resmi özür ve tazminat istekleri de yeniden tartışılmaya başlandı. Jamaika’dan bir resmi heyet, zorla nakledilen insanların insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi ve tazminat ödenmesi talebiyle Kral III. Charles’a dilekçe sundu.

Kral Charles daha önce köleliği “korkunç bir vahşet” olarak nitelendirmiş olsa da monarşi veya İngiliz devleti adına resmi bir özür açıklanmadı. İngiliz hükümetleri de geçmişteki kölelik uygulamaları nedeniyle tazminat görüşmelerine başlamayı reddetmeyi sürdürüyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu