Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır: Yeni Bir Güvenlik Yakınlaşması
Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasındaki güvenlik işbirliği, bölgesel dinamikleri nasıl etkiliyor?
Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasındaki güvenlik işbirliği, 28 Şubat 2023 tarihinde ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ardından hız kazandı. Bu dört ülkenin bir araya gelmesi, güvenlik alanında önemli tartışmalara yol açtı ve bu durum, “Sünni ekseni” veya “İslami NATO” gibi tanımlamalarla ifade edilmeye başlandı. Ancak bu yakınlaşmanın gerçek nedenlerini anlamak için daha derin bir analiz yapmak gerekiyor.
Nebahat Tanrıverdi Yaşar, bu konudaki yazısında, bu ülkelerin ortak kaygılarını ve hedeflerini ele alıyor. Bu dört ülke, İran’ın hedefi olmaktan kaçınırken, aynı zamanda tam anlamıyla bir İran karşıtı blok oluşturmak istemiyor. Benzer şekilde, İsrail’in yayılmacı politikalarına karşı duyulan endişe de, İran’dan duyulan kaygılar kadar önemli.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 2026 yılına girerken savunma işbirliği üzerine görüşmelere başlamıştı. Bu süreç, 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından hızla gelişti. Ocak ayının sonlarında Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan ile yürüttüğü savunma görüşmeleri, 4-5 Şubat’ta Türkiye ile Mısır arasında imzalanan askerî işbirliği anlaşması ile daha geniş bir çerçeveye oturdu. Savaşın artması, diplomatik trafiği hızlandırdı ve 19 Mart’ta Riyad’da ilk dörtlü dışişleri bakanları toplantısı yapıldı.
Bu yakınlaşmanın temelinde, ortak tehdit algısı yatıyor. İsrail’in askeri operasyonları ve ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, bölgedeki güvenlik düzenlemelerine olan güveni sarsmış durumda. Bu dört ülke, yeni savaş biçimlerine hazırlıksız yakalanmış durumda ve her biri, İran’ın hedefi olmaktan kaçınırken, aynı zamanda tam bir İran karşıtı blok oluşturmak istemiyor.
Türkiye’nin Hedefleri
Türkiye, bu süreçte üç ana hedef belirlemiş durumda. İlk olarak, diplomatik merkezilik fırsatını değerlendirmek istiyor. Ankara, bu işbirliği içinde yer alarak, bölgesel işbirliğini teşvik etmek ve Körfez ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirmek istiyor. İkincisi, stratejik konumlanma. Türkiye, NATO üyeliği ve savunma sanayi kapasitesi ile kendisini bölgesel düzende konumlandırma çabasında. Üçüncüsü ise pratik işbirliği alanlarını genişletmek. Deniz güvenliği ve kriz diplomasisi gibi alanlarda işbirliklerini artırmak hedefleniyor.
Suudi Arabistan’ın Çekinceleri
Suudi Arabistan, daha çok caydırıcılık ve çeşitlendirme arayışında. Riyad, ABD’ye olan bağımlılığını azaltmak istiyor. Ancak Suudi Arabistan, bu dörtlü işbirliğinden tam bir güvenlik şemsiyesi beklemiyor ve askeri tırmanışa sürüklenmekten kaçınıyor.
Pakistan ve Mısır’ın Yaklaşımları
Pakistan, Türkiye ile benzer bir yaklaşım sergiliyor. İslamabad, Washington ile Tahran arasında arabulucu rolü üstlenirken, Suudi Arabistan ile işbirliğini artırarak mali destek arayışında. Mısır ise temkinli bir yaklaşım sergiliyor ve dışarıda kalmamak için bu dörtlü işbirliğine katılmak istiyor. Ancak Mısır, geçmiş deneyimlerinden dolayı, doğrudan çatışma riskine girmekten kaçınıyor.
Geçmişten Gelen Dersler
Bölge ülkelerinin yeni bir güvenlik mimarisi oluşturup oluşturamayacağı tartışılırken, geçmişteki örnekler de dikkate alınmalı. CENTO gibi girişimlerin başarısızlığı, ortak korkuların kalıcı işbirliklerine dönüşmeyeceğini gösteriyor. Bu nedenle, mevcut sürecin ne tam anlamıyla bir “Sünni blok” ne de “İslami NATO” olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılıyor.
Sonuç
Sonuç olarak, bu dört ülke arasında bir güvenlik işbirliği oluşma potansiyeli bulunsa da, her biri kendi çıkarlarını ön planda tutmakta. Ekonomik baskılar ve bölgesel istikrarsızlık, bu ülkeleri işbirliğine yönlendiriyor. Ancak, bu işbirliğinin kalıcı olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.




