İsrail’in Süleyman Havuzları’na Yönelik Tehditleri Artıyor
İsrail’in Beytüllahim yakınlarındaki Süleyman Havuzları’na yönelik tehditleri, bölgedeki gerilimi artırıyor.
İsrail, Filistin’in Beytüllahim kenti yakınlarındaki tarihi Süleyman Havuzları’nı ele geçirme tehdidinde bulundu. The Guardian gazetesinin haberine göre, bu durum, İsrailli aşırı sağcı siyasetçilerin açıklamaları sonrasında bölgedeki asker ve yerleşimci faaliyetlerinin artmasıyla daha da belirgin hale geldi.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Mayıs ayında Filistinlilerin havuzlar üzerindeki haklarını tanıyan anlaşmaların “silinmesi” tehdidinde bulunarak tansiyonu yükseltti. Smotrich ve aşırı sağcı milletvekili Zvi Sukkot, bölgeyi ziyaret ederek “Burası bizim toprağımız” ifadelerini kullanarak Filistinlilerin bölgeden uzaklaştırılması çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, tarihi alanın geleceği üzerine tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Son olarak, 10 Temmuz’da İsrail askerlerinin Süleyman Havuzları’na düzenlediği baskın, bölgedeki gerilimi artırdı. Filistinli çocukların havuzlarda yüzdüğü sırada, İsrail güçleri göz yaşartıcı gaz kullandı. Filistinliler, 1995 yılında imzalanan ikinci Oslo Anlaşması çerçevesinde havuzların Filistin sivil kontrolündeki bölgede yer aldığını belirtiyor. Batı Şeria’nın A, B ve C bölgelerine ayrılmasıyla oluşturulan sistemde, Beytüllahim çevresindeki alanlar Filistin Yönetimi’ne bırakılmıştı. Ancak İsrail’in son dönemde aldığı kararların bu düzenlemeyi zayıflattığı ifade ediliyor.
Süleyman Havuzları’nın tarihi, M.Ö. 2. yüzyıla kadar uzanıyor. Kudüs’e su sağlamak amacıyla inşa edilen bu sistem, Roma döneminde büyük bir mühendislik projesine dönüştü. İki büyük rezervuar, su kemerleri ve tünellerden oluşan bu yapı, Osmanlı döneminde de geliştirildi. Su kaynaklarını korumak için bir kale inşa edilirken, üçüncü büyük havuz da bu dönemde eklendi. 1923-1948 yılları arasında İngiliz Mandası döneminde ise sistem, metal borular ve pompalarla modernize edildi. Günümüzde yaklaşık 250 bin metreküp kapasiteye sahip üç büyük havuz, Kudüs’e su taşımanın ötesinde, Filistinliler için önemli bir sosyal alan haline geldi.
Bölgedeki Filistinliler, Süleyman Havuzları’nın sadece tarihi değil, günlük yaşam açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı. Artas köyünden yerel aktivist Mahmud Câber, “Beytüllahim’de suyun, gölgenin ve yeşil alanın tadını çıkarabileceğiniz tek yer burasıydı ve şimdi onu çalmaya çalışıyorlar” dedi. Cuma günleri ve bayramlarda birçok ailenin bu bölgeye geldiği, havuzların özellikle yaz aylarında önemli bir dinlenme alanı olarak kullanıldığı ifade ediliyor.
The Guardian’a konuşan uzmanlar, İsrail’in bu hamlesinin yalnızca arkeolojik bir tartışma olmadığını, Batı Şeria’daki siyasi dengeler açısından da büyük sonuçlar doğurabileceğini belirtti. İsrailli arkeolog ve antik alanların korunması için çalışan Emek Shaveh örgütünün Genel Müdürü Alon Arad, “Bu alan, Oslo anlaşmasını aşındırmak ve esasen iptal etmek için silah olarak kullanılıyor” dedi. Arad, Batı Şeria’da 6 bin antik yerleşim yeri bulunduğunu ve bunların yalnızca küçük bir kısmının Yahudi mirasıyla bağlantılı olduğunu vurguladı.
İsrail’deki bazı çevreler ise Süleyman Havuzları’nın Yahudi tarihi açısından önemli olduğunu savunuyor. Tel Aviv merkezli bir araştırma enstitüsü yazarı eski Yarbay Maurice Hirsch, alanın “adından da anlaşılacağı gibi, Yahudi tarihi açısından önemli ve anlamlı” olduğunu öne sürdü. Ancak uzmanlar, bu iddialara karşı tarihsel kaynakların havuzların inşasının Kral Süleyman döneminden yaklaşık 800 yıl sonra gerçekleştiğini gösterdiğini belirtiyor. İlk iki havuzun, Roma döneminde Yahudi kralı Büyük Herod zamanında yapıldığı ifade ediliyor ve bölgenin tarih boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıdığı vurgulanıyor.
Beytüllahim Turizm ve Antik Eserler Departmanı Başkanı Eman el-Titi, “Süleyman Havuzları” isminin Kral Süleyman’dan değil, 16. yüzyılda Kudüs’ün surlarını ve su sistemini yeniden inşa eden Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’dan geldiğini belirtti. El-Titi, “Arkeolojik alanlar asla siyasi çatışmanın aracı olmamalıdır” diyerek, tartışmanın yalnızca toprak kontrolüyle sınırlı olmadığını ifade etti. Ayrıca, “Bu mesele, arkeolojik kanıtları veya binlerce yıldır Filistin’in zengin kültürel mirasına katkıda bulunan birçok medeniyeti yansıtmayan tek bir tarihsel anlatıyı yeniden şekillendirme ve teşvik etme girişimlerini de içeriyor” dedi.



