Ankara’daki NATO Zirvesi’nde Tarih ve Kültürün İzleri

Ankara’daki NATO Zirvesi, tarihsel unsurlar ve kültürel zenginliklerle dolu bir atmosferde gerçekleştirildi.

Tarih, her zaman beni şaşırtan bir olgu olarak karşımda duruyor. Zaman geçtikçe, kendisini o kadar zarif bir şekilde sunmayı başarıyor ki, modern insan bunu törensel bir protokol olarak adlandırmaya başlıyor.

Bu nedenle, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en etkileyici anı, müzakere masası etrafında değil, ilk el sıkışmadan önce yaşandı. 21. yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski bandosu olan mehterin melodileri eşliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne adım attılar. Önlerinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli dönemlerini temsil eden tarihi kıyafetler giymiş askerler duruyordu.

Bu an, tarihsel sürekliliğin muazzam bir hissini uyandırıyordu! 1949 yılında savaş sonrası dünyanın sembolü olarak kurulan bir askeri ittifak, kökleri 13. yüzyıla kadar uzanan bir askeri geleneğin müziğiyle bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na giriyor.

Mehter, sıradan bir askeri bando olmanın ötesinde, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrad’a, Konstantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a veya Viyana’ya doğru ilerlerken duyulan ilk ses, devasa kös davullarının gök gürültüsüydü. Ardından zurnaların keskin sesi, pirinç trompetler ve zil sesleri geliyordu. Çünkü müzik, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, düşmana bir imparatorluğun ilerlediğini hissettirmekti.

Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa’nın karşılaşmasının ardından Batı ordularının Osmanlı müziğini benimsemesi de tesadüf değildir. Bu müzik, daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven gibi bestecilerin eserlerinde yer bulacaktır. Çünkü bazen tarih, bir medeniyeti kılıçla değil, bir ritimle fethetmektedir.

Bu yüzden bu töreni büyüleyici buldum. Türkiye’nin büyük medeniyetlerin anladığı bir gerçeği kavradığını görmek, geçmişin bir yük değil, bir dil olduğunu anlamak açısından önemliydi. Bu dili konuşmayı başaran uluslar, tarihlerini sadece sözlerle değil, bazen birkaç davul vuruşuyla da anlatabilirler.

Açık bir teşekkürle başlamak gerekirse, dünya liderlerinin mehter eşliğinde seremonide yer almasını sağlayan kişiye yürekten teşekkür ediyorum. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki muazzam kütüphaneyi dünya basınına açma fikrini ortaya atan kişiye de binlerce teşekkür. NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin bir imparatorluk mirasçısı olduğu fikrinin sürekli vurgulanmasını öneren kişiye de çok teşekkürler. Liderlerin sofralarında Anadolu Türk mutfağının eşsiz lezzetlerinin sunulmasını sağlayan kişiye sonsuz teşekkürler.

İki eski diplomatın ilginç hazımsızlığına gelince, Ahmet Erozan, zirveyle ilgili söylediği her cümlede olumsuz bir ton taşıyor. Olumlu bir değerlendirme yapmaktan kaçınıyor, sürekli eleştiriyor. Öyle bir mutsuzluk içinde ki, hiçbir teselli cümlesi onu yatıştırmıyor. Eski bir büyükelçi olarak, sağ bir partinin milletvekili olmasına rağmen, bu kadar olumsuz bir tutum sergilemesi dikkat çekici.

Namık Tan ise, Trump’ın toplantıya katılmasının ardından nihilist bir ironiyle eleştirilerde bulunuyor. Alaycı bir dil kullanarak, toplantının önemini küçümsemeye çalışıyor. Eski bir büyükelçi olarak, diplomasiden uzak bir tavır sergiliyor.

Lider eşlerinin paneline gelince, küresel zirve toplantılarında genellikle belirli görevler üstlenirler. Ancak Ankara’daki NATO Zirvesi’nde Emine Erdoğan, lider eşlerini bir masa etrafında toplayarak “Çocuklar, Teknoloji ve Güvenlik” konulu bir panel düzenledi. Bu panelde lider eşleri, konuyla ilgili görüşlerini paylaştılar. Emine Erdoğan’a, lider eşlerinin de fikirleriyle sahne almasını sağladığı için tebrikler.

Yobazlık nedir, yobaz kime denir? Yeditepe Üniversitesi’nde bir öğrenci, “Emir olunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin yazılı olduğu bir pankart açtığında, salondaki bazı kişiler rahatsız oldu. Bu rahatsızlığın sebebi, tavsiyenin Kuran’dan alınmasıydı. Yobazlık, işte budur; bu tür davranışlar yobazlığı ortaya koyar.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu