Eski CIA Yetkilisi: İran’daki İstihbarat Oyunları Başarısız Oldu

Phil Giraldi, İran’daki son olayların Batılı istihbarat kurumları tarafından planlandığını ancak başarısız olduğunu belirtti.

Eski CIA yetkilisi Phil Giraldi, Yargıç Andrew Napolitano ile gerçekleştirdiği röportajda, İran’da son iki haftadır yaşanan olayların arka planını ve Batı istihbaratının sahadaki başarısızlıklarını ele aldı. Giraldi, CIA, MI6 ve Mossad gibi Batılı istihbarat teşkilatlarının, Tahran hükümetine karşı yürüttükleri operasyonlarda gerçeklikten uzak bir strateji benimsediklerini ifade etti.

Giraldi, Batılı istihbaratların İran’daki etnik ve dini azınlık gruplarını kullanarak bir “sokak devrimi” yaratmaya çalıştığını, ancak bu çabaların İran devlet yapısında beklenen etkiyi yaratamadığını vurguladı. İstihbarat kurumlarının, kontrolü ellerinde bulunduklarını düşündükleri bir anda büyük bir yanılgıya düştüklerini belirten Giraldi, bu kurumların sahip oldukları imkanlar ile hedefledikleri grupların potansiyelini yanlış değerlendirdiklerini ifade etti. Sokak hareketlerinin hükümeti devirecek bir momentum kazanacağını düşündüklerini, fakat bu girişimin enerjisinin hızla tükendiğini kaydetti.

Moskova ve Pekin’in bu süreçteki rolüne de dikkat çeken Giraldi, Batı’nın İran’daki operasyonunun başarısızlığında Rus (FSB) ve Çin istihbaratlarının kritik bir katkı sağladığını belirtti. Moskova ve Pekin’in Tahran’a sağladığı teknik destek, muhalefet gruplarının iletişim ağlarının deşifre edilmesinde etkili oldu. Giraldi, Starlink gibi uydu internet sistemlerinin de etkisiz hale getirildiğini ifade etti. “Çin ve Rusya, Batılı istihbaratın iletişim trafiğini çözerek kimin kiminle konuştuğunu İran’a iletti. Bu istihbarat akışı, Tahran hükümetine sahada önemli bir avantaj sağladı” dedi.

Bölgedeki ölü sayısının 5 bine yaklaştığını ve bunun yarısının güvenlik güçleri ile sivillerden oluştuğunu belirten Giraldi, diğer yarısının ise dış istihbarat kurumları tarafından desteklenen silahlı gruplar olduğunu ifade etti. Batılı istihbarat kurumlarının İran politikalarını şekillendirirken sürgündeki muhalefet gruplarına aşırı güven duyduğunu vurgulayan Giraldi, bu yaklaşımın büyük bir hata olduğunu belirtti. 1970’lerden bu yana aynı aktörlerin ve söylemlerin kullanıldığını, ancak bu grupların İran halkının güncel düşünce yapısını temsil etmediğini kaydetti.

Giraldi, Trump’ın Grönland’ı satın alma girişimi ve Danimarka’ya yönelik tehditlerini de eleştirerek, bu tür bir yaklaşımın uluslararası ilişkilerde ciddiyetsizlik yarattığını dile getirdi. Ayrıca, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Filistin halkının taleplerinin karşılanmasını şart koşarak “Barış Konseyi”ne katılma teklifini de diplomatik bir manevra olarak değerlendirdi. Giraldi, Trump’ın oluşturmak istediği “Barış Kurulu”nda yer alan isimlerin Filistinlilerin aleyhine sonuçlar doğurabileceğini öngördü.

Son olarak, Giraldi, ABD içinde anayasal erozyona dikkat çekerek, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi’nin (ICE) mahkeme kararı olmaksızın konutlara girme yetkisi talep etmesini “anayasanın açık bir ihlali” olarak nitelendirdi. Nükleer silah yetkisinin Trump ve Netanyahu gibi liderlerin elinde olmasının küresel güvenlik açısından büyük bir tehdit oluşturduğunu belirten Giraldi, bu durumun uluslararası ilişkilerde daha karmaşık bir hal almasına yol açtığını ifade etti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu