Trump’ın İran Macerası: Vietnam’dan Daha Büyük Bir Dönüm Noktası mı?
Trump’ın İran macerası, Vietnam Savaşı’nın ötesinde bir jeopolitik etki yaratabilir mi? Analizler ve sonuçlar üzerine derinlemesine bir bakış.
Patrick Wintour / The Guardian – Perspektif
Lyndon B. Johnson, 1965 yılında Vietnam Savaşı’nı haklı çıkarmak için yaptığı bir konuşmada, amacın her ülkenin kendi kaderini tayin edebilmesi olduğunu belirtmişti. ABD’nin özgürlüğünü ancak böyle bir dünyada güvence altına alabileceğini savunmuştu. Ancak Johnson, insanoğlunun zayıflıkları nedeniyle güç dengesinin genellikle akıldan önce geldiğini de kabul etmişti. Bu, savaş zamanlarında ABD başkanlarının ülkenin ahlaki misyonunu gerekçelendirmek için başvurdukları bir söylemdi.
ABD, askeri üstünlüğüne güvenerek birçok kez savaş başlatma hatasına düştü. Ancak bu savaşlar, kendilerinden daha zayıf rakipleri alt etme konusunda yanlış değerlendirmelere yol açtı ve sonunda ABD, bu tuzakların içine düştü.
Donald Trump’ın böyle bir kaderle karşılaşmayacağı düşüncesi yaygındı. Destekçilerinin günlük yaşamlarından kopmuş gibi görünen sonsuz savaşlara karşı duruşu, onun askeri gücü asla askeri zaferle bir tutmadığını gösteriyordu. Fakat mevcut barış anlaşması taslakları, Trump’ın İran macerasının herkes tarafından bir yenilgi olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Sonuç ne olursa olsun, savaş kötü planlanmış bir girişim olarak değerlendiriliyor.
Mevcut çatışma, ölçek olarak Vietnam Savaşı ile kıyaslanamaz. Vietnam, yıllarca süren bir çatışmaydı ve 58.220 ABD askerinin ölümüne yol açmıştı. Bu savaş, ABD’nin kibirinin simgesi haline gelmişti. İran ile yaşanan bu çatışma ise daha çok geçici bir olay gibi görünüyor. Ancak bu macera, ABD için daha büyük bir jeopolitik dönüm noktası olma potansiyeline sahip. ABD, bir savaşı kötü yönettiğini kabul etmek zorunda kalabilir çünkü ne ikna edici bir savaş planı ne de çağdaş dünyanın dinamiklerine uygun bir stratejisi vardı.
Trump, çatışmanın işbirliği ile değil, çatışma ile çözüleceğine inanıyor. Ironik bir şekilde, Vietnam’ın gölgesi her zaman Trump’ın üzerinde kalmış durumda. Bu durum, onun askerlikten kaçmış olmasından kaynaklanmıyor; siyasi cazibesi birçok açıdan Vietnam dönemine dayanıyor. Harvard Üniversitesi tarih profesörü Fredrik Logevall, günümüzdeki birçok sorunun köklerinin Vietnam Savaşı’na dayandığını öne sürüyor. Bu sorunlar arasında yabancılaşma, hükümete güvensizlik ve sivil söylemin çöküşü yer alıyor.
Logevall, Amerikalıların Vietnam döneminin başındaki saflıktan sinizme geçiş yaptığını belirtiyor. Bu sinizmin, hükümete olan güveni azalttığını ve demokrasiyi tehdit ettiğini vurguluyor. Trump, işte bu kutuplaşmış siyasi ortamda yükseldi.
İran’ın ABD içindeki sonuçları, Vietnam ile karşılaştırıldığında çok daha az etkili. Savaşın toplumda büyük bir bölünmeye yol açmadığı açık. Sadece 13 ceset torbası eve döndü. Enerji krizinin yarattığı enflasyon, mevcut başkanın ara seçimlerde cezalandırılmasına neden olabilir. Ancak Trump, bunun kendisini ilgilendirmediğini savunuyor.
İran savaşının uluslararası sonuçlarının daha uzun süreli olacağı iddia edilebilir. Saigon’un düşüşü, beklenen küresel etkiyi yaratmadı. Trump’ın tercih ettiği bu savaş, çeşitli alanlarda etkisi olacak bir yenilgi sinyali gibi görünüyor. Bu durum, İsrail’in 20 yıllık İran stratejisinin çöküşü anlamına geliyor ve mevcut İsrail hükümetinin Washington’daki etkisinin daha da azalmasına yol açacaktır.
Eski İsrail askeri istihbarat yetkilisi Danny Citrinowicz, bu savaşı operasyonel bir başarı ancak stratejik bir fiyasko olarak değerlendiriyor. Savaş, Körfez monarşilerini jeopolitik ilişkilerini yeniden değerlendirmeye zorlayacak. Bu değerlendirme, ABD üslerinin varlığının ekonomilerine güvenlik getirip getirmediğini sorgulamalarını da içeriyor.
Eski ABD Orta Doğu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, Körfez ülkelerinin kusurlu bir barışı tercih edeceğini ifade etti. Savaş uzmanları, ucuz dronların modern çatışmalarda büyük bir eşitleyici olduğunu belirtiyor. İran, bu dersi Ukrayna çatışmasından daha iyi öğrendi. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, sadece ilk ayda 13.000 hedefi vurmayı vaat etmişti. Ancak bu durum, zafer getirmedi; aksine ABD’nin askeri kaynaklarının tükenmesine yol açtı.
Savaşın etkileri Avrupa’da da hissedilecek. Küresel ekonomik sistemdeki daralmalar, Fransa, Almanya ve İngiltere’deki merkezci iktidarları zayıflatabilir. Trump, NATO ülkelerinden asker çekme tehdidinde bulunursa mevcut liderlerin durumu daha da zorlaşacaktır.
Dış İlişkiler Konseyi, İran’daki hataları Trump’ın kişiselleştirilmiş ve saldırgan diplomasi sisteminin yarattığı düzensizlik olarak değerlendiriyor. Geçen hafta, Trump sonrası ABD stratejisinin gözden geçirilmesi başlatıldı. Konseyin yöneticisi Rebecca Lissner, savaşın ABD liderliğindeki uluslararası düzene potansiyel olarak ölümcül bir darbe indirdiğini belirtti.
Kısa vadede, İran savaşından doğan iki soru Demokratların önüne geldi. ABD’nin İsrail ile bu kadar yakın olmasının çıkarlarına hizmet edip etmediği ve değerler, hukuk ve ittifaklara geri dönseydi daha güçlü olup olamayacağı sorgulanıyor.
İran için belirsiz bir yol var. Tahran, nükleer müzakerelerde tavizler vermek zorunda kalabilir. İran iç siyaseti öngörülemez; ancak şu an daha askeri bir yönetim var. Uluslararası Kriz Grubu’ndan Ali Vaez, savaşın İran’a ideolojik canlanma, dış askeri müdahalenin itibar kaybı ve caydırıcılık stratejisinin onarılması gibi üç hediye verdiğini belirtiyor. ABD, İran’a karşı nihai caydırıcı gücünü kullandı ve bu işe yaramadı.
Trump’ın savaşına yönelik küresel kararlar, o kadar evrensel düzeyde eleştiriliyor ki, onun 50 milyar dolarlık maliyetle başladığı yere geri dönmesini sağlayacak bir belgeyi imzalarken duraksaması şaşırtıcı değil. Johnson’ın 1965 yılında yaşadığı ikilem, Trump’ın durumunu hatırlatıyor: “Büyük zayiat listeleriyle içeri girmek ya da rezalet içinde dışarı çıkmak arasında bir seçim yapmak zorundayım. Bu sanki bir uçağın içinde olmak gibi; uçağı düşürmek ya da dışarı atlamak arasında bir seçim yapmalıyım. Paraşütüm de yok.”
CFR’den Gideon Rose, Trump’ın Vietnam’dan kaynaklanan çeşitli aşamaları hızla geçtiğini belirtiyor. Trump, Johnson’ın Vietnam’daki hikayesini tekrarladıktan sonra Nixon-Kissinger döneminin yaklaşımına geçiş yaptı. Bu yaklaşım, tehditlerin ardından geçici bir anlaşma ile kurtulma ihtiyacının fark edilmesini içeriyordu.
Trump’ın İran’a yönelik tehditleri, Nixon’ın hezeyanlarına benzerlik gösteriyor. Nixon, Kuzey Vietnamlıları barış müzakerelerine zorlamak için tehditler geliştirmişti. Trump da İran’ın sonsuza kadar direnemeyeceği inancını taşıyor. Ancak İran, içindeki kaostan güçlenerek çıkmayı başardı. Trump, rejimin çöküşünün birkaç gün içinde gerçekleşeceğini düşünmüştü. Bu gerçekleşmeyince, gerekçeleri karıştırmaya başladı ve 2 Nisan’a kadar bir televizyon konuşması yapmadı.
Johnson, Amerikalı askerlerin neden yurt dışına gönderildiğini açıklama ihtiyacını hissetmişti. Trump ise İran’ın nükleer silahlara sahip olmaması gerektiği mesajının çeşitli dezavantajları olduğunu fark etti. İran, Trump’ın döneminde bu konuda zaten uzlaşmıştı. Uzmanlar, savaşın yasa dışı ve pervasızca olduğunu belirtiyor. Analistler, İran ile savaşın, ülkenin en muhafazakar kesimlerini güçlendireceğini ve çatışmayı tüm bölgeye yayacağını öngörmüştü.
Beyaz Saray’daki yetkililer, Netanyahu’nun Trump’ı savaşa ikna etmedeki rolüne dikkat çekiyor. Netanyahu, savaşın devam ettikçe Hürmüz Boğazı sorununun daha iyi anlaşıldığını ifade etti. Bu durum, ABD’nin İran’ın ne ölçüde zorlayıcı olacağını öngöremediğini gösteriyor. Kısacası savaş, ABD’nin kendisini etkilemeyebilir ama bunu yapabilecek olanlara ulaşabilir. Geçtiğimiz hafta sonu, Trump’ın çatışmaya geri dönmesini engelleyen bir ittifak oluştu. Artık Orta Doğu’daki dizginleri onlar tutabilir.




