Batı Avrupa’da Etnik Temizlik ve Soykırımın Kökleri
Şener Aktürk’ün eseri, Batı Avrupa’daki etnik temizlik ve soykırım süreçlerini sorguluyor.
Mehmet Garip Tanyıldızı, Şener Aktürk’ün ‘Modern Dünyanın Kökenleri’ adlı eserinin, etnik temizlik ve soykırımı modern ulus-devletler çerçevesinde açıklayan Batı merkezli anlatıyı sorguladığını ifade ediyor.
Aktürk’ün çalışması, Batı tarihine yönelik yapısökümcü bir yaklaşım sunarak, Aydınlanma döneminin insan ve toplum üzerindeki etkilerini ele alıyor. Adorno ve Horkheimer, ‘Aydınlanmanın Diyalektiği’ adlı eserlerinde Holokost’un Batı’nın ilerleme hikâyesindeki bir ‘yol kazası’ olmadığını vurgulamışlardı. Bu iki düşünür, Aydınlanma’nın rasyonel aklının doğa üzerindeki tahakküm fikrinin, insan ve toplum üzerindeki baskılara yol açtığını belirtmişti. Dolayısıyla, Aydınlanma düşüncesinin getirdiği rasyonellik, insanları kitlesel kıyım ve zorla yerinden etme gibi nüfus mühendisliği uygulamalarına yönlendirmişti.
İkinci Dünya Savaşı sırasında kaleme alınan bu eserin amacını yazarları, ‘İnsanlığın neden barbarlığa sürüklendiğini anlamak’ şeklinde açıklamışlardı. Eleştirel teorinin temel sorusu, Aydınlanma’nın sorgulanmasına zemin hazırlamıştı. Ancak zamanla, bu eleştirilerin etkisi azalmış ve günümüzde Batı düşüncesinin hâkim söylemi, geçmişi olumlayıcı bir konumda kalmaya devam etmiştir.
Şener Aktürk’ün Paradigma Yayınları’ndan çıkan ‘Modern Dünyanın Kökenleri’, etnik temizlik, nüfus mühendisliği ve soykırım konularında derinlemesine bir inceleme sunuyor. Kitap, 11. ve 16. yüzyıllar arasında Batı Avrupa’da Müslümanlar, Yahudiler ve sapkın olarak görülen bazı Hristiyan grupların yok edilme süreçlerini mercek altına alıyor. Aktürk, bu süreçlerin nasıl, ne zaman ve neden başladığını sorguluyor.
Aktürk, Katolik Batı Avrupa’da Hristiyan olmayanların yok edilme sürecini üç ana unsurla açıklıyor: Birincisi, 11. yüzyılın sonlarında başlayan ve 13. yüzyılda zirveye ulaşan papalık liderliğindeki ruhban sınıfının güçlenmesi; ikincisi, Katolik Kilisesi’nin Hristiyan olmayanlara yönelik giderek daha dışlayıcı hale gelen doktrini; üçüncüsü ise, 13. yüzyıldan itibaren Hristiyan olmayanların insan olarak kabul edilmemesi. Bu unsurlar, Batı Avrupa’daki Katolik monarşileri arasındaki jeopolitik rekabetle birleşerek, yok etme süreçlerini hızlandırmıştır.
Kitabın anahtar noktası, Katolik Kilisesi’nin ‘psikopos atama yetkisi’ mücadelesi sonucunda elde ettiği özerklikle ilgilidir. Aktürk, bu özerkliğin sağladığı gücün, tarihsel süreçteki gelişmelerin temel etkeni olduğunu vurguluyor. Tezini destekleyen tarihsel örnekler, konunun derinlemesine anlaşılmasını sağlamak amacıyla titizlikle sunuluyor.
Modern dünyanın kökenlerinin Batı Avrupa’nın tarihsel gelişiminde yattığı iddiası yeni olmasa da, Aktürk’ün eseri, bu süreçte Hristiyanlığın belirleyici rolüne dair güçlü kanıtlar sunuyor. Yazar, modern dünyanın inşasında ruhban sınıfının etkisinin, soylular veya halktan daha fazla olduğunu savunuyor. Bu bağlamda, Aktürk’ün çalışması, konunun daha önce bu şekilde ele alınmamış olması nedeniyle özgün bir niteliğe sahip.
Günümüzde yaygın olan görüşler, etnik temizlik ve soykırımı modern ulus-devlet mantığıyla açıklarken, Aktürk, bu anlayışa itiraz ederek, etnik temizliğin kökenlerini tersine çeviriyor. Batı Avrupa’da Hristiyanlar dışındaki toplumsal kategorilerin yok edilmesi sonucunda, modern anlamda ulusların inşasına zemin hazırlayan bir homojenliğin ortaya çıktığını savunuyor. Bu durum, ulus-devlet ve modern milliyetçilik algılarının yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.
Aktürk, Dördüncü Lateran Konseyi’nde Müslümanlar ve Yahudilerin yeniden tanımlanmasının önemine de dikkat çekiyor. Kitabın iddiasına göre, bu grupların insandışılaştırılmasının temelinde Hristiyanlaşmama direnci yatıyor. Ruhban sınıfının bu direnci akıldışılıkla özdeşleştirmesi, radikal aydınlanmanın dayatıcı rasyonelliği ile benzerlik gösteriyor.
Katolik Kilisesi ile hükümdarlar arasındaki mücadele, modern devlet yapısının ve küresel sistemin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Haçlı seferleri gibi güç araçları, papalık liderliğindeki ruhban sınıfının ideal toplum hayali için kullanılmıştır. Papalık, Batı Avrupa’da büyük bir hegemonya olmamasından faydalanarak, bölgedeki monarşiler üzerinde tahakküm kurmuştur. Bu tahakküm, papalığın ‘sömürgeleştirme yetkisi’ dağıtarak kurduğu düzenin, emperyal sistemin ilk örnekleri olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Bu bağlamda, insandışılaştırma ile birlikte düşünüldüğünde, Batı dünyasının Batılı olmayan toplumlara yönelik bakışındaki oryantalist karakter de açıklığa kavuşmaktadır.
Şener Aktürk’ün ‘Modern Dünyanın Kökenleri’ eseri, Batı-merkezci sosyal bilimler hegemonyasına karşı bir meydan okuma niteliği taşımaktadır. Kitap, Batılı olmayan bir akademisyenin Batı tarih anlatısını yapısöküme uğratması açısından sosyal bilimlerin güç hiyerarşisine bir itiraz sunmaktadır. Yazar, tezinin bir paradigma değişimini gerektirdiğini belirterek, bu değişimin gerçekleşmesi ve zihinsel sömürgeleşmeden kurtuluş için modern dünyanın tüm kavramlarının sorgulanmaya devam edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.




