Hicret: İslam Tarihinde Yeni Dönemi Başlatan Yolculuk

Hicret, Mekke’de baskı gören Müslümanların Medine’ye göçünü ve İslam tarihinde toplumsal, siyasi ve dini açıdan yeni bir dönemin başlangıcını anlattı.

Mekke’de Müslümanlara yönelik baskı ve işkencelerin yoğunlaşması, Hz. Muhammed’in (sas) Medine’ye doğru yola çıkmasına neden oldu. Hz. Ebû Bekir’le gerçekleştirilen bu yolculuk, yalnızca bir şehirden diğerine göç anlamına gelmiyor; İslam tarihinde yeni bir dönemin kapısını aralıyordu. Tarihe Hicret adıyla geçen bu gelişme, Müslümanların Medine’de toplumsal ve siyasi bir yapı kurmasını sağladı.

İslam’ın Mekke’de yayılmasıyla birlikte Kureyş’in Müslümanlara yönelik baskıları da arttı. Bazı Müslümanlar daha önce Habeşistan’a sığınırken Mekke’de kalanlar, üç yıl süren sosyal ve ekonomik boykotun ardından ağır şartlarla karşı karşıya kaldı. Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’in vefatı sonrasında baskıların şiddeti daha da yükseldi. Hz. Muhammed’in (sas) İslam’ı tebliğ amacıyla gittiği Tâif’te olumlu karşılanmaması da bu zor dönemin önemli gelişmeleri arasında yer aldı.

Medinelilerin daveti ve hicret hazırlığı

Bu süreçte Akabe’de Medinelilerle kurulan temaslar, olayların seyrini değiştirdi. Evs ve Hazrec kabilelerinden bazı kişilerin İslam’ı kabul etmesinin ardından Medine’de Müslümanların sayısı arttı. İkinci Akabe Biatı’nda Medineli Müslümanlar, Hz. Peygamber’i şehirlerine davet etti ve onu kendi ailelerini korudukları gibi koruyacaklarına söz verdi.

Bu gelişmenin ardından Hz. Muhammed (sas), sahâbîlerine Medine’ye göç etmeleri için izin verdi. Müslümanlar, Mekkelilerin engelleme çabalarına rağmen gruplar halinde ve çoğunlukla gizlice şehirden ayrılarak Medine’ye ulaştı.

Dârünnedve’de alınan suikast kararı

Müslümanların Medine’de güç kazanmaya başlaması üzerine Mekke’nin ileri gelenleri Dârünnedve’de toplandı. Görüşmelerin sonunda, Ebû Cehil’in önerisiyle Hz. Muhammed’in (sas) öldürülmesine karar verildi. Plana göre farklı Kureyş kabilelerinden seçilecek kişiler suikasta birlikte katılacak, böylece sorumluluk tek bir kabileye yüklenemeyecekti.

Karardan haberdar olan Hz. Peygamber, kendisine emanet edilen eşyaları sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali’yi görevlendirdi. Ardından Hz. Ebû Bekir’le birlikte Mekke’den ayrıldı. Takipçileri yanıltmak amacıyla doğrudan Medine yönüne gitmeyen ikili, Mekke’nin güneybatısındaki Sevr Dağı’na ulaştı ve mağarada üç gün kaldı.

Mekkeliler, Hz. Peygamber’in şehirden ayrıldığını kısa süre içinde fark ederek arama başlattı. Takipçilerden bir grup mağaranın yakınına kadar geldi. Hz. Ebû Bekir’in endişelendiği sırada Hz. Muhammed (sas), “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” diyerek onu teselli etti. Bu ifade daha sonra Kur’an-ı Kerim’de Tevbe suresinin 40. ayetinde yer aldı.

Arama çalışmalarının sona ermesinin ardından, daha önce belirlenen kılavuz Abdullah b. Uraykıt develerle Sevr’e geldi. Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir’e, Ebû Bekir’in âzatlısı Âmir b. Füheyre de katıldı. Kafile, dikkat çekmemek için alışılmış güzergâh yerine sahil yolunu ve daha az kullanılan geçitleri tercih ederek Medine’ye yöneldi.

Medine’de coşkulu karşılama

Hz. Muhammed’in (sas) Mekke’den ayrıldığı haberi Medine’ye ulaştığında şehir halkı her sabah dışarı çıkarak kafilenin gelişini beklemeye başladı. Bekleyiş 20 Eylül 622 Pazartesi günü sona erdi. Ufukta kafilenin görülmesi üzerine Medineliler Hz. Peygamber’i karşılamak için yola çıktı.

Hz. Muhammed (sas) önce Medine yakınlarındaki Kubâ’ya ulaştı ve burada bir süre kaldı. Kubâ’da bir mescid yaptıran Hz. Peygamber, cuma günü Medine’ye doğru hareket etti. Rânûnâ Vadisi’nde ilk cuma namazını kıldırdıktan sonra şehre girdi.

Medineliler tarafından büyük bir kalabalıkla karşılanan Hz. Peygamber, kendisini evinde misafir etmek isteyenler arasında seçim yapmadı. Devesi Kasvâ’nın serbest bırakılmasını istedi. Kasvâ’nın çöktüğü yere yakın bir evde, Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin yanında konakladı. Daha sonra Mescid-i Nebevî’nin inşa edileceği arazi de devenin çöktüğü bu yer oldu.

Kaynaklarda yer alan tarih değerlendirmesine göre Hz. Peygamber, 9 Eylül 622’deki suikast kararının ardından Mekke’den ayrıldı; 10-12 Eylül günlerini Sevr Mağarası’nda geçirdi, 13 Eylül’de Medine yoluna çıktı, 20 Eylül’de Kubâ’ya ve 24 Eylül 622 Cuma günü Medine’ye ulaştı.

Hicret ile başlayan yeni dönem

Hicret, Mekke’de baskı altında yaşayan Müslümanların güvenli bir bölgeye ulaşmasının ötesinde sonuçlar doğurdu. Müslümanlar Medine’de dinî, toplumsal, ekonomik ve siyasi hayatlarını düzenleyebilecekleri yeni bir merkez oluşturdu.

Hz. Peygamber, Medine’ye geldikten sonra Mekke’den göç eden muhacirlerle Medineli ensar arasında kardeşlik bağı kurdu. “Muâhât” adı verilen bu uygulamayla muhacir aileler, ensardan ailelerle kardeş ilan edildi. Böylece evlerini ve sahip oldukları imkânları Mekke’de bırakan muhacirlerin Medine’deki hayata uyum sağlamaları kolaylaştırıldı.

Medine’de kurulan düzen, İslam toplumunun teşkilatlanmasının temelini oluşturdu. Şehir, İslam devletinin ilk merkezi haline gelirken çevredeki kabilelerle antlaşmalar yapıldı ve farklı topluluklarla ilişkileri düzenleyen esaslar belirlendi. Hicret sonrasında gelen ayetlerde bireysel ve toplumsal hayata ilişkin hükümlerin ağırlık kazanmasıyla İslam’ın daha geniş coğrafyalara ulaşacağı Medine dönemi başladı.

Hicretin İslam tarihindeki belirleyici yeri, sonraki yıllarda takvim düzenine de yansıdı. Hz. Ömer döneminde, miladi 638 yılında yapılan düzenlemeyle Hicret, Müslümanların kullandığı hicrî takvimin başlangıcı kabul edildi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu