Marksistlerin Yalanları ve Suriye Gerçekleri
Marksistlerin Suriye’deki yalanları ve gerçekler üzerine bir değerlendirme.
Ali Karahasanoğlu / Yeni Akit
Özellikle DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’a odaklanarak, Suriye’de yaşananlarla ilgili yaptığı açıklamaları değerlendirmek istiyorum. Bakırhan, Suriye’deki durum hakkında, “Suriye’de tehlikede olan Kürt değil mi? Soğuktan donan çocuklar kim? Elektriği kesilen, kenti kuşatılan kim?” şeklinde ifadelerde bulundu. Bu sözler, ne kadar sahtekar bir yaklaşım sergilediklerinin bir göstergesi.
Halep’teki iki mahallede teröristlerin temizlenmesi sırasında da benzer bir algı oluşturulmuştu. Şimdi, çöktükleri Suriyelinin petrolünü ve doğalgazını hak sahibine vermemek için aynı yalanları tekrar ediyorlar. Önceki yalanları bir hatırlayalım: Halep’teki kuşatma sırasında, SDG’li yöneticiler ve onlara bağlı olan DEM’liler, “Sivil halk katliama maruz bırakılıyor” demişti. Ayrıca, “155 bin sivil insan göç etmek zorunda kaldı” iddiasında bulundular. Bu iki iddia bile kendi içinde çelişiyor; eğer sivil katliam yapılıyorsa, sivil halk nasıl göç edebiliyor? Katliam yapanlar, göç etmelerine neden izin veriyorlar?
Bir sivilin bile zarar görmesini istemem. Ancak karşı karşıya olduğumuz yalanlar o kadar büyük ki, “Sivil katliam”, “Çocuk öldürüldü”, “Haklarımız kısıtlandı”, “Ezildik”, “Zulme uğradık” gibi ifadeleri makinelere benzer bir hızla sıralıyorlar. Arkadaşlar, bir durun ve sakin olun. AK Parti iktidarı öncesi için bir şey söyleyemem ama bugünkü durumu değerlendirdiğimizde, bu söylediklerinizin hepsini yapan sizlersiniz. Sivilleri öldürenler, çocukları öldürenler, hakları kısıtlayanlar sizlersiniz.
Bakırhan, Türkiye’nin Suriye’de HTŞ’nin değil, Suriye halklarının müttefiki olması gerektiğini açıkça belirtiyor. Bu, ne kadar utanç verici bir durum. Suriye’nin tamamında tüm örgütler silah bırakmışken, sadece SDG ayak sürüyor. Ancak bu kişiler, utanmadan HTŞ’ye ayrıcalık tanındığını iddia ediyorlar. Araplar, Türkmenler veya diğer etnik gruplar, “bize zulüm var” demiyor. Sadece İsrail ile ilişkileri olan Dürziler ve SDG’liler bu şekilde bir söylemde bulunuyor. Üstelik SDG, Araplardan bazılarını kontrol ederek yeraltı zenginliklerini işletirken, tek devlet çatısı altında birleşme söz konusu olduğunda “Zulüm görüyoruz” diyorlar.
Utanmaz bir şekilde, tüm Suriye’nin hakkı olan barajı ele geçirenler sizler değil misiniz? Tüm Suriye’nin petrol kuyularına çökenler, “sadece biz parsayı toplayacağız” diyenler siz değil misiniz? Ama buna rağmen, “Haksızlığa uğruyoruz” diyorsunuz. Nedir uğradığınız haksızlık, bunu açıkça ifade edin. Bakırhan, “Suriye’de savaş değil barış; çatışma değil çözüm istiyoruz” diyor. Ancak bu, Halep’teki iki mahallede olduğu gibi barış değil, kendi çıkarlarını koruma çabasıdır.
Halep’te ne oldu? Hiçbir şey. SDG’nin öldürdüğü insanlar dışında bir ölüm yok. Şu an hiçbir sıkıntı yok. Tek sıkıntı, SDG’nin Halep içinde kurmayı planladığı terör devleti özerk alanının devredışı kalması. Ama nasıl bir algı oluşturduğunuz ortada; “Siviller öldürülüyor” dediniz. Şimdi o iki mahalle için tek kelime edebiliyor musunuz? Hayır. SDG’ye yakın internet siteleri, 14 Ocak’a kadar günde 100 tane haber giriyorlardı: “Katliam, soykırım, cinayet, göçe zorlama”. Eğer o yazdıkları doğruysa, şu an orada ölümler devam ediyorsa, neden o tarihlerde SDG’ye bağlı internet sitelerinde yeni bir haber giremediniz? Çünkü ne sivil katliamı var ne de bir huzursuzluk.
Kürt kardeşlerime de sesleniyorum; bakın bu sosyalist ateist adam, kimlerden yardım istiyor: “Günlerdir Kürtler, dostları, devrimciler, dünyanın her ucundaki sol ve sosyalistler Kuzey Doğu Suriye için ayakta.” Müslümanlar bu sıralamada yok. Sosyalistler var ama Kürtleri istismar eden bu ekip, bir avuç ateistten ibaret. Onların Müslümanlıkla da, dinle de, aslında Kürtlerle de alakaları yok. Ve sonunda Bakırhan itirafını yapıyor: “Hamas’a tanınan anlayış; konu Kürtler-SDG olunca birden buharlaşıveriyor.” Utanmaz bir şekilde, Filistinlilerin ne zaman İsrail’le aynı devlet çatısı altında yaşadıklarını sorgulamak ahlaksızlıktır.




