Küresel İmparatorluk Düzeni ve Güncel Tartışmalar
Umran dergisi, küresel imparatorluk düzenini ve güncel tartışmaları derinlemesine ele alıyor.
Umran dergisinin Mart 2026 tarihli 379. sayısında, dünya düzeninin işleyişi, Epstein şebekesi, zakkum çiçekleri ve geleceğin çağrısı gibi konular üzerinden tartışılıyor. Dergide, Siyonist rejimin ve onun en büyük destekçisi olan ABD’nin, ulaşılması güç bir strateji belirleyerek İran’a yönelik saldırıları, Münih Güvenlik Konferansı, Libya ve Bangladeş gibi pek çok mesele ele alınıyor.
Burhanettin Can, İslam dünyasında yayılan fitne hastalığını “İman Edenler İçin Fitne Denklemi” başlıklı yazısında ele alıyor. Abdullah Yıldız ise ramazan ayında Celal Karatüre ve arkadaşlarının yeniden seslendirdiği ilahinin yanı sıra “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinlikleri karşısındaki İslam düşmanı yaklaşımları eleştiriyor ve ramazan medeniyetinin çeşitli boyutlarını “İnsanın Neşvesi Ramazanın Sevinci” başlıklı yazısında gözler önüne seriyor. Hamid Dabashi, Şer İttifakı’nın İran’a yönelik saldırısını “Trump-Netanyahu Saldırısı İranlıları Şartsız Boyunduruk Altına Almayı Amaçlıyor” başlıklı yazısında yorumluyor. Alexandr Dugin, “Marco Rubio’nun Yeni Atlantikçiliği” yazısında dünya düzenindeki çok kutupluluk tartışmalarını ve ABD’deki değişimleri masaya yatırıyor. Hamûd Rahman, “Bangladeş Cemaat-i İslâmî’si ve İslâmcı Seçim Siyasetinin Sınırları” başlıklı yazısında Bangladeş seçimlerini İslamcılığın siyasi söylemi açısından değerlendiriyor. Mişari Zeydi, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürülmesinin Lübnan siyaseti üzerindeki etkilerini “Libya: Kabilenin Seyf’i ve Dalı” başlıklı yazısında ele alıyor. İmil Emin, Siyonist oluşuma sürekli destek veren Almanya’nın silahlanmasını “Alman İmparatorluğu’nun Yeniden Diriliş Devri” başlıklı yazısında inceliyor.
Jeffrey Epstein’ın skandalı, Ortadoğu’daki gelişmelerle bağlantılı olarak Siyonist rejimi güçlendiren çeşitli entrikalarla doluydu. Epstein’ın, İsrail ile sınırlı kalmayan diplomatlardan politikacılara uzanan ilişkileri, aynı zamanda finansal yapılarla da bağlantılıydı. Yayınlanan üç buçuk milyon sayfa belge, Epstein’ın geniş etki alanını farklı unsurlarla birleştirdiğini ve elitlerin sisteme sıkı sıkıya bağlı olduklarını ortaya koyuyor. Batı’daki müesses nizam, “kurallara dayalı bir düzen”den bahsediyorsa, öncelikle Epstein’ın dünyasını yöneten kuralları sorgulamalıdır. Batılı seçkinler, istismar, şantaj ve cezasızlık ortamında otururken, bir yandan da dünyaya “değerler” hakkında ders vermektedirler. Epstein’ın, güçlü bir şantaj ağı aracılığıyla nüfuzlu kişiler üzerinde topladığı güç, yalnızca ceza hukuku ile değil, aynı zamanda küresel imparatorluk sisteminin çürümüşlüğü ile ilgili bir meseledir.
Çocuklara yönelik cinsel sömürü, failin sosyal, ekonomik veya siyasi gücünün artmasıyla daha da zor bir hale gelmekte ve bu durum soruşturmaları karmaşıklaştırmaktadır. Aynı zamanda ortaya konan belgeler, Batı’nın yaşadığı ahlaki çöküşü de gözler önüne sermektedir. Ancak meselenin bununla sınırlı olmadığı unutulmamalıdır; bedenin, mahremiyetin ve insan haysiyetinin, güç ve sermaye nesnesine indirgenmesi, emanet paradigmasından uzaklaşmanın bir sonucudur.
Derginin bu çerçevede hazırlanan dosyasında Mustafa Aydın “Küresel Siyasetin Karanlık Yüzü”, Mehmet Furkan Ören “Epstein Belgeleri, Küresel Kötülük ve Ulus Devletler”, Uriel Araujo “Epstein Şebekesi ve Batı’daki Müesses Nizam”, Richard Falk “Tehlikeli Bir Dünyada Olmak Cesareti” ve Temel Hazıroğlu “Yedi Nomos Yeni ve Başka Bir Dünyaya Doğru” başlıklı yazılarıyla katkıda bulunuyor.
Mustafa Akman, “Kriz ve Bunalım Dönemi Müellifi Olarak Kâtip Çelebi” başlıklı yazısında Osmanlı düşünce dünyasında önemli bir yere sahip olan Kâtip Çelebi’yi inceliyor. Kâmil Yeşil, İslam tarihçisi Mustafa Fayda için hazırlanan üç ciltlik armağan kitabını çeşitli açılardan ele alıyor. Aytaç Ören, Cuma kayıtlarını “Zaman Girdabı” yazısıyla sürdürüyor. Alaaddin Yurderi ise “Yenilenip Tazelenmenin Yolu” başlıklı yazısında, çağdaş düşünürlerden hareketle Kur’ân’ın ahlak vurgusunu öne çıkarıyor. Yahya Bilginer, Mücadele Birliği gibi çeşitli kurumlardaki çalışmaları ve kültür hayatımıza katkılarıyla tanınan Konyalı Hacı Ali Bozdam’ın kapsamlı bir portresini sunuyor. Bilginer’in “Çünkü O Bir Millî Mücadeleci: Hacı Ali Bozdam” başlıklı yazısı, aynı zamanda bir vefa metni olarak da değerlendirilebilir. Günay Bulut, Zahide Tuba Kor’un Gazze üzerine yazdığı değerli kitabı “Direniş Toprağı Olarak Gazze”yi analiz ediyor. Tunuslu yönetmen Kouther Ben Hania, “Hind Receb’in Sesini Duyduğumda Her Şeyi Bıraktım” başlıklı metninde filmi nasıl çektiğini ve Batı’daki Siyonist tahakkümü anlatıyor. Gülşen Özer, Gazali üzerine yazılan bir kitaptan ve TRT ekranlarında gösterilen bir diziden hareketle Gazali’nin İslam düşünce tarihindeki yerini ele alarak onun zorlu yolculuğundan kesitler sunuyor. Kaan Küçük ise “Şam Uluslararası Kitap Fuarı’nın Ardından” başlıklı yazısında, yıllar sonra tekrar düzenlenen fuarı çeşitli boyutlarıyla değerlendiriyor.




