Bingöl’de Postmodern Dünyada İslami Kimlik Tartışıldı

Bingöl’de düzenlenen seminerde postmodern çağda İslami kimliğin karşılaştığı zorluklar ele alındı.

Özgür-Der Bingöl Şubesi tarafından düzenlenen bir seminerde, postmodern çağın hakikat, kimlik, tüketim ve dindarlık anlayışları üzerinden İslami kimliğin maruz kaldığı zorluklar masaya yatırıldı. Programın sunuculuğunu üstlenen Erhan Ozan, konuşmacı Burhan Taşkaya’nın katkılarıyla postmodernizmin birey üzerindeki etkilerini ve kimlik krizini detaylandırdı.

Burhan Taşkaya, postmodern düşüncenin, modern dönemin akıl ve evrensel hakikat iddialarına bir karşı duruş olarak ortaya çıktığını belirtti. Bu yeni anlayış, hakikati tek bir gerçeklik olmaktan çıkararak, çok boyutlu ve göreli bir hale dönüştürdü. Bu değişim, sadece felsefi bir tartışma alanı yaratmakla kalmayıp, insanların hayatı anlamlandırma biçimlerini de derinden etkiledi. Hakikatin belirleyici olmaktan çıkmasıyla bireyler, yön duygusunu kaybetmiş ve hayatlarını parçalı doğrular üzerinden inşa etmeye başlamıştır.

Taşkaya, kimliğin de bu süreçte bütünlüğünü yitirdiğini ifade ederek, modern dönemdeki tutarlı özne anlayışının yerini geçici ve değişken kimliklerin aldığını vurguladı. Bireylerin sabit aidiyetlere dayanmadığını, sürekli olarak kimliklerini yeniden inşa etmek zorunda kaldıklarını belirtti. Bu durum, derin bir aidiyet krizi ve yersiz-yurtsuzluk hissine yol açmaktadır. Kimlik, artık verilmiş bir gerçeklik değil, sürekli bir proje haline gelmiştir.

Taşkaya, hakikatin geri çekildiği bu ortamda oluşan boşluğun, “uzmanlık” söylemleriyle doldurulduğunu ifade etti. İnsan hayatının birçok alanı uzmanlar tarafından yönlendirilirken, bireyler kendi akıllarını ve iradelerini bu mekanizmalara devretmektedir. Eğitimden aile yapısına kadar uzanan bu süreç, insanı özgürleştirmekten ziyade edilgen hale getiren yeni bir bağımlılık biçimi ortaya çıkarmaktadır.

Seminerde ayrıca tüketim kültürü, kimlik inşasının önemli bir unsuru olarak değerlendirildi. Taşkaya, postmodern toplumda tüketimin sadece ihtiyaçları karşılamakla kalmayıp, kimlik ve statü üretmenin de başlıca aracı haline geldiğini belirtti. İnsanlar, ne tükettikleri, hangi markaları kullandıkları ve nasıl göründükleri üzerinden kendilerini tanımlamaktadır. Medya ve sosyal ağlar bu süreci sürekli olarak beslemekte ve dijital platformlar, kimliği görünürlük ve gösteri üzerinden inşa eden bir zemin oluşturmaktadır.

Taşkaya, postmodern çağın cinsiyet, aile ve ahlak anlayışında yarattığı dönüşümlere de değindi. Batı toplumlarında geleneksel normların çözülmesi, aile yapısının ve toplumsal değerlerin ciddi şekilde aşınmasına yol açmıştır. Bu dönüşüm, küresel medya ve kültürel etkileşim yoluyla İslam toplumlarını da etkilemekte ve meselenin yalnızca Batı’ya ait bir sorun olarak ele alınamayacağını vurguladı.

Seminerin ilerleyen bölümlerinde, postmodern sürecin İslami kimlik üzerindeki etkileri tartışıldı. Taşkaya, dinin kamusal alanda daha görünür hale gelmesine rağmen, bu görünürlüğün çoğu zaman yüzeysel ve gösterişe dayalı biçimlerde gerçekleştiğini ifade etti. İbadetlerin ve dini pratiklerin tüketim kültürüyle iç içe geçerek anlam kaybına uğradığını, dindarlığın sosyal bir kimlik ve vitrin unsuru haline gelme riski taşıdığını belirtti.

Seminerin sonuç kısmında, Taşkaya, postmodern çağın parçalayıcı etkilerine karşı Müslümanların nasıl bir tutum geliştirmesi gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulundu. Bu noktada temel sorunun “Ne yapmalı?” sorusu etrafında şekillendiğini belirten Taşkaya, Müslüman bireylerin postmodern kültürün nesneleştirici baskısına karşı bilinçli bir direnç geliştirmeleri gerektiğini ifade etti. Kimliği tüketen ve anlamı yüzeyselleştiren bu kültür karşısında, Müslümanların özne olma iddialarını diri tutmalarının hayati önem taşıdığını vurguladı.

Bu direncin temelinde “kendilik bilinci”nin yattığını belirten Taşkaya, kendilik bilincinin, bireyin kim olduğunu, nerede durduğunu ve hangi değerlere yaslandığını fark etmesi anlamına geldiğini ifade etti. Postmodern çağda kimliğin sürekli yeniden üretildiği ve belirsizleştiği bir ortamda, Müslümanların kendilerini vahiy, gelenek ve sahih referanslar üzerinden tanımlamaları gerektiğini dile getirdi. Bu bilincin zayıfladığı durumlarda, dindarlığın kolaylıkla tüketim nesnesine dönüşme riski bulunduğunu vurguladı.

Taşkaya, mekânın da kimlik inşasında belirleyici bir rol oynadığını ifade etti. Mekânın norm üreten bir unsur olduğunu ve bireyin yaşadığı çevrenin alışkanlıklarını, ilişkilerini ve değer dünyasını şekillendirdiğini belirtti. Bu nedenle Müslümanların, gelenekten ve tabiattan kopuk, kimliksizleştirici mekânlarda savrulmaktan kaçınmaları gerektiğini, cami, mahalle ve ilim halkaları gibi aidiyet üreten alanlarla bağlarını güçlendirmeleri gerektiğini vurguladı. Mekândan kopuşun, zamanla gelenekten ve hakikatten kopuşu da beraberinde getireceği ifade edildi.

Seminerin sonunda öğrenme ve dönüşüm sürecine de değinen Taşkaya, nörobilim çalışmalarının uzun vadeli öğrenmenin ve kalıcı dönüşümün sürekli tekrar ile mümkün olduğunu ortaya koyduğunu hatırlattı. İslami kimliğin korunmasının anlık tepkilerle değil; düzenli ve istikrarlı pratiklerle mümkün olacağını ifade etti. İbadetlerin, ahlaki tutumların ve bilinçli duruşun süreklilik kazanmadığı bir ortamda, kimliğin korunamayacağı belirtildi. Program, postmodern çağın kuşatıcı etkilerine karşı Müslümanların nesneleşmeye direnerek özne olma iddiasını koruması, kendilik bilincini sahih referanslarla güçlendirmesi ve mekân, gelenek ile tekrar üzerinden kimliğini tahkim etmesi gerektiği vurgusuyla sona erdi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu