Batman’daki İcazet Törenine Yönelik Eleştiriler ve Tepkiler

Batman’da yapılan icazet törenine yönelik eleştiriler, toplumsal tepkilere yol açtı. Laiklik tartışmaları yeniden alevlendi.

Batman’da gerçekleştirilen medrese icazet töreni, bazı kesimler tarafından ‘anayasal suç’ olarak nitelendirilerek tartışmalara yol açtı. Bu durum, Türkiye’deki ikiyüzlülüğü ve ‘özgürlükçülük’ maskesi altında yatan faşizan eğilimleri yeniden gözler önüne serdi.

Cumhuriyet yazarı Zülal Kalkandelen, icazet etkinliğini hedef alarak, 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na atıfta bulundu ve Türkiye’deki tüm eğitim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olması gerektiğini savundu. Ancak bu görüş, kamuoyunda büyük bir tepkiyle karşılandı.

Kalkandelen’in laiklik konusundaki tutumu yeni değil. Yazılarında sıkça laikliği öven ve bu yönde özlemlerini dile getiren Kalkandelen, geçmişte yaptığı bir açıklamada laikliği, ‘toplumun referansını dinden almayan yasalarla yönetilmesi’ olarak tanımlamıştı. Bu yaklaşım, Türkiye’de inançlı bireylerin yaşadığı zorlukları göz ardı eden bir tutum olarak eleştiriliyor.

Laikliğin, inanç temelinde bir ayrım yaratmamak amacıyla savunulduğunu belirten Kalkandelen, bu bağlamda inançlı kadınların eğitim ve çalışma haklarının kısıtlanmasını sorgulamakta yetersiz kalıyor. Geçmişte bu yasakçı zihniyetin, inançlı bireyleri kamusal alandan dışladığı, kadınların eğitim ve iş hayatından uzaklaştırıldığı unutulmamalıdır.

Bu durum, söz konusu çevrelerin ‘özgürlük’ anlayışının sadece kendi ideolojik görüşlerine hizmet ettiği yönündeki eleştirileri haklı çıkarıyor. Dini bir mezuniyet törenine ‘anayasal suç’ damgası vurulması, faşizan bir yaklaşımın en belirgin örneği olarak değerlendiriliyor. Eleştirilerin odağındaki bu çevrelerin asıl derdinin hukuk ya da anayasa değil, bu milletin inancına ve köklerine duyulan derin bir hazımsızlık olduğu ifade ediliyor.

Bu tartışmanın bir diğer boyutu ise, bu kesimlerin hayranlıkla izlediği Batı dünyası ile çelişkili durumu. Türkiye’de ‘gerici’ ve ‘irticacı’ olarak damgalanan başörtülü kadınlar, Batı ülkelerinde eğitim fırsatları bulabilmek için sığınmak zorunda kalmışlardır. Batı, bu kadınlara inanç veya giyim kuşamlarına bakmaksızın akademik kariyer imkanı sunarken, Türkiye’deki yasakçı zihniyetin engelleriyle karşılaştıkları hatırlatılıyor.

Sonuç olarak, bu tür tartışmalar, Türkiye’deki özgürlük anlayışının ve laiklik uygulamalarının ne kadar geride kaldığını göstermektedir. Bu durum, toplumsal hafızayla alay eden bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu