Algoritmaların Tehditi: Yeni Bir Hiroşima mı Geliyor?

Yapay zeka ve veri setleri, modern dünyada kitle imha silahı olarak algılanıyor. Yeni bir Hiroşima tehlikesi mi var?

Yeni Şafak / Ersin Çelik

Algoritmaların Tehditi: Yeni Bir Hiroşima mı Geliyor?

Günümüzde nükleer silahlara sahip 9 ülkenin varlığı biliniyor. Bu ülkeler arasında en büyük cephaneliğe sahip olanlar sırasıyla Rusya, ABD, Çin, Fransa, İngiltere, Pakistan, Hindistan, İsrail ve Kuzey Kore olarak sıralanıyor. İsrail’in nükleer kapasitesi resmi olarak açıklanmamış olsa da, yaklaşık 90 başlık bulundurduğu bilgisi yalanlanmıyor.

İran, uzun yıllardır nükleer silah sahibi olma hedefiyle çalışmalar yürütüyor ve bu durum, Amerika ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı askeri harekâtın temel motivasyonunu oluşturuyor. Yıllardır süren ekonomik yaptırımlar ve müzakereler, İran’ın bu hedefine ulaşmasını engelleyemediği gibi, Batılı ülkeleri de bu duruma razı edemedi.

Amerikan basını, Trump’ın bu çatışmaya İsrail tarafından yönlendirildiğini öne sürüyor. Netanyahu’nun, Epstein adasındaki skandallara dayanan belgeleri Beyaz Saray’da bir “savaş şantajı” olarak sunduğu iddiaları ise giderek daha fazla dikkat çekiyor.

İsrail, nükleer kapasiteli bir İran yönetimini varlığı için ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor. Bu durum, 28 Şubat’tan bu yana dünya genelinde insanların can güvenliğini tehdit eden bir korku haline geldi.

Önceki yazımda, Amerika ve İsrail’in yapay zeka uygulamaları aracılığıyla otonom bir katliam gerçekleştirdiğine dikkat çekmiştim. Silikon Vadisi, sıradan insanların dijital izlerini işleyerek, Pentagon’un askeri yeteneklerini yeniden şekillendiren bir güç haline geldi. Füzelerin oturduğumuz odalara düşmediği sürece kendimizi güvende hissetsek de, İran’daki hedeflerin yapay zeka ile vurulması ve Minab’daki kız okulunda olduğu gibi masum insanların katledilmesi, Amerika’nın 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atarak yarattığı etki kadar sarsıcı sonuçlar doğurabilir.

Alışveriş alışkanlıklarımızdan sağlık verilerimize kadar her şey anlık olarak kaydediliyor. Bizi tanıyan bu yapay zeka sistemleri, hayatımızı kolaylaştırmakla birlikte, hassasiyetimizi köreltmekte. Sıradan bir bekleyişte bile bu ekosistemi beslemeye devam ediyoruz. İsrail’in Gazze’deki saldırılarında, Microsoft’un yapay zeka CEO’su Mustafa Süleyman’ın kitabında geçen şu cümle dikkat çekici: “Tek bir insan, bir milyar insanı öldürme kapasitesine sahip olabilir. Yeter ki motivasyonu olsun.”

Bu cümle, günümüzde karar vericilerin, Pentagon ile işbirliği yapan Anthropic ve OpenAI’ın veri setlerini kullanarak kitle imha emirleri verebileceği anlamına geliyor. Bu durum, atom bombası kullanmakla eşdeğer bir tehdit oluşturuyor.

Son aylarda Yeni Delhi’de yapılan yapay zeka zirvesinde, 100’den fazla ülke temsilcisi, bu gücün birkaç Amerikan firmasının elinde toplanmasını tartıştı. Ancak sonuçlar oldukça çarpıcıydı: Yapay zeka yarışı çoktan sona erdi. Amerika, dünyaya yeni bir kitle imha silahı sunmuş durumda.

Artık sadece uranyum zenginleştirmek değil, veri toplamak da savaş sebebi haline geliyor. Telegram’ın kurucusu Pavel Durov’un Paris’te gözaltına alınması ve verilerini paylaşma anlaşmasına razı edilmesi, bu kaygının bir örneği. TikTok’un siyasi baskılarla Amerika’ya geçişi de benzer bir endişeyi yansıtıyor. Çünkü bu silahların ne derece etkili olacağını en iyi bilenler Amerika ve İsrail.

Sonuç olarak, bundan sonra sadece uranyum zenginleştirmek değil, veri toplayan dijital platformlara sahip olmak da Amerika ve İsrail için savaş sebebi sayılacak. Amerika, bir kez daha dünya düzenini belirleyecek bir kitle imha silahına sahip oldu ve bu sefer yanında, kendi güvenliği için her türlü vahşeti hak gören bir İsrail de var.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu