Çözüm Sürecine Karşı Çıkanların Alternatifleri Neler?

Çözüm sürecine karşı çıkanların önerileri ve alternatifleri üzerine derinlemesine bir analiz.

Çözüm sürecinin başarısız olma ihtimali gerçektir. Ancak sürecin hiç başlamaması veya çökmesi durumunda ortaya çıkacak maliyetler de göz ardı edilemez ve bu maliyetleri şu anda yaşıyoruz. “Sürece karşı çıkıyorum” demek, doğal olarak şu soruyu da gündeme getiriyor: Peki, ne öneriyorsunuz?

PKK’nın silah bırakma ve kendini feshetme süreci ilerledikçe, örgüte dair geçmişten gelen kaygılar daha fazla dile getiriliyor. Bu kaygıları taşıyan kişilerin çoğu, meseleyi uzun yıllardır takip eden bireyler. Onlarla aynı tarihi değerlendiriyoruz, fakat farklı sonuçlara ulaşıyoruz.

Kuzey İrlanda barış müzakerelerini yürüten George Mitchell, anılarında Belfast sokaklarında kendisine yaklaşanların “Teşekkürler Senatör, ama zamanınızı boşa harcıyorsunuz” dediğini yazar. IRA’nın geçmişine bakıldığında, bu şüphecilerin haklı olduğu görülüyor. Örgüt, ateşkesi bozmuş ve müzakere masasında geri adım atmıştı. Ancak 1998’de Hayırlı Cuma Anlaşması imzalandı ve 2005 yılında IRA, silah bırakma kararını aldı. 2007’de ise şiddetle karşı karşıya gelen iki tarafın liderleri, koalisyon hükümeti kurdular. Şüpheciler yanıldı mı? Geçmişteki olaylara bakıldığında, hayır. Ancak imzalanan anlaşmalar ve kurulan hükümet, birçok kişiyi şaşırttı.

Eleştirilerin temelinde yatan mantığa karşı bir itirazım var: “Bu örgüt geçmişte bunu yaptı, o zaman yine yapacak.” Bu düşünce, geçmişin geleceği belirlemesine izin veren bir yaklaşım. Geçmişte yaşananlar göz önünde bulundurulabilir, ancak geleceği geçmişle mahkûm etmek doğru değildir.

FARC ve IRA örnekleri, geçmişteki şiddetin geleceği belirlemediğini gösteriyor. Her iki süreç de farklı sonuçlar doğurdu. PKK’nın koşulları da köklü biçimde değişmiş durumda.

Bu kez farklı olan nedir? Öncelikle, jeopolitik zemin önemli ölçüde değişti. Suriye iç savaşının etkileri, PKK’nın stratejik konumunu zayıflattı. Öcalan’ın bu kez kullandığı dil de oldukça farklı. Örgütün feshini ve silah bırakma gereğini, devletle yürütülen görüşmelerden çok zamanın ruhuna dayandırıyor. Ayrıca, bu süreçte kurumsal çerçeve daha belirgin hale geldi. Meclis komisyonu kuruldu ve siyasi partilerin büyük çoğunluğu bu komisyona katıldı.

Öte yandan, MHP lideri Bahçeli’nin sürece verdiği destek, toplumsal dirençleri sınırlandıran bir işlev görüyor. Sürece yönelik destek oranlarının yüksek olması, karşıt görüşlerin zemin bulamamasını sağlıyor. Ayrıca, örgütün insan kaynağı ve toplumsal etkisi de geçmişe göre daha sınırlı durumda.

Bir başka itiraz ise, “Örgüt zaten bitmişti, güvenlik operasyonları işe yaradı” şeklinde. Ancak bir örgütün zayıflaması, çatışma riskinin ortadan kalkması anlamına gelmez. Güvenlik politikaları, şiddeti sınırlandırabilir, fakat kalıcı bir çözüm sağlamaz. Çatışma süreçleri, siyasi bir çözümle sonuçlanır.

Çözüm süreçleri, genellikle silahın anlamını yitirdiği dönemlerde mümkün hale gelir. Örgütün zayıflamış olması, yeni bir çözüm girişiminin gereksizliğini değil, tam tersine zamanının geldiğini gösteriyor. Süreç, örgütün eylem kapasitesini zayıflatmak için değil, onu feshetmek ve yeni bir çatışma olasılığını ortadan kaldırmak için yürütülüyor.

Süreci desteklememek, güvenli bir seçenek değildir. Statüko da bir risktir ve bunun maliyeti oldukça yüksektir. Kuzey İrlanda örneğinde olduğu gibi, işsizlik ve şiddet arasındaki derin bağ, Türkiye’nin güneydoğusu için de geçerlidir. Sürecin başarısız olma riski vardır, ancak sürecin hiç başlamaması veya çökmesi durumunda ortaya çıkacak maliyetler de gerçektir. Bu noktada, sürece karşı çıkanların ne önerdiği sorusuna ikna edici bir yanıt verilmesi gerekmektedir.

Süreci desteklemek, örgüte güvenmek anlamına gelmez. Olası riskleri görmek ile sürece tamamen karşı çıkmak aynı şey değildir. Tedbirler almak ile süreci tahrip etmek arasında bir ayrım yapmak zorunludur. Süreci desteklemek, adımların denetlenebilir olmasını istemek ve her aşamanın geri dönülebilir mekanizmalarla güvence altına alınmasını talep etmek demektir. Geçmişte yapılan eleştiriler, sürecin sağlıklı işlemesi için gerekli koşullardır.

Mitchell, Hayırlı Cuma sürecinin bir varış noktası değil, başlangıç noktası olduğunu belirtir. Barışı garanti etmese de, mümkün kılmaktadır. Geçmişte yaşanan olumsuzluklar, bu başlangıç noktasını ortadan kaldırmamıştır. Çözüm süreçlerinin özünde bu ayrım yatar.

Gerry Adams, yıllar sonra anlaşmayı desteklemek için cesaretin gerekliliğini ancak David Trimble’ın ölümünden sonra anlayabildiğini ifade etmiştir. Şiddette düşman bellidir, ancak çözümde en büyük engel çoğu zaman kendi korkularımızdır. Geçmişteki başarısızlıklar, gelecekteki çabaların anlamsız olduğunu göstermez. Aksine, dikkat etmemiz gereken noktaların haritasıdır. Riskleri görmek, hareketsiz kalmak değil, onları yönetebilmektir. Bu haritayı elden bırakmamalıyız, çünkü en büyük risk, riskten kaçınmaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu