Venezuela’nın Dönüşümü: Çöküşün Ardındaki Nedenler

Venezuela’nın çöküşü ve bu duruma neden olan faktörler üzerine derinlemesine bir analiz.

Venezuela’nın bugüne gelmesinin ardındaki nedenler ve bu çöküşün nasıl bu denli derinleştiği, dünya gündeminde yeniden tartışılmaya başlandı. ABD’nin eski Başkanı Donald Trump’ın Nicolás Maduro’yu iktidardan uzaklaştırma girişimleri, Venezuelalılar arasında beklenen tepkiyi yaratmadı. Birçok Venezuelalı, Trump’ın bu tür müdahalelerini daha önce de bekliyordu.

Venezuelalı gazeteciler Moisés Naím ve Francisco Toro, Foreign Affairs dergisinde bu durumu ele alan bir makale kaleme aldı. Venezuela’nın siyasi ve ekonomik çöküşünün nedenlerini detaylı bir şekilde inceliyorlar.

Yazıda, iki farklı Venezuela tablosu sunuluyor: Birincisi, güçlü bir sosyal güvenlik sistemine sahip, vatandaşlarına ücretsiz sağlık ve eğitim sunan, Latin Amerika’nın en zengin ülkelerinden biri. İkincisi ise, otoriter bir rejimle yönetilen, sağlık ve eğitim sistemlerinin çökmüş olduğu, hiper enflasyon nedeniyle halkın hızla yoksullaştığı bir ülke. Bu iki tablo, aslında aynı ülkenin iki farklı dönemine aittir.

1970’lere kadar zengin bir ülke olan Venezuela, bugün yoksulluk ve çöküşle tanınan bir devlet haline gelmiştir. Bu dönüşüm o kadar hızlı ve kapsamlıdır ki, savaş olmadan gerçekleşmiş olması inandırıcı gelmiyor. Peki, Venezuela’da ne oldu? İşlerin bu kadar kötüye gitmesinin sebebi nedir? Kısa yanıt: Chavismo.

Hugo Chávez ve ardından Nicolás Maduro döneminde, Venezuela, Küba etkisi altında şekillenen otoriter bir yönetim modeli benimsedi. Bu süreçte uygulanan keyfi ekonomik ve siyasi kararlar, ülkeyi derin bir çöküşe sürükledi. Bugün Venezuela, yabancı bir güce bağımlı, yoksullaşmış ve suçla iç içe geçmiş bir devlet konumundadır.

Chavismo’nun Yükselişi

Chávez döneminde Venezuela, sosyalist bir yönelim benimsedi. Ancak bu durum, yaşanan felaketlerin tümünü açıklamak için yeterli değil. Son yirmi yılda, birçok Latin Amerika ülkesi sosyalist hükümetler tarafından yönetildi ve bu ülkeler, Venezuela’nın yaşadığı benzeri bir çöküşe sürüklenmedi. Örneğin, Arjantin, Brezilya ve Şili, bu dönemde ekonomik zorluklar yaşadı, ancak Venezuela gibi bir çöküşe uğramadı.

Eğer Venezuela’nın çöküşü sadece sosyalizmle açıklanamazsa, petrol bağımlılığı da yetersiz bir açıklama sunuyor. Zira, Venezuela’nın ekonomik gerilemesi 2014’te değil, çok daha önceleri başlamıştı. 2003 yılı itibarıyla ülkenin kişi başına düşen GSYİH’si, 1978’deki zirvenin %37 altına inmişti. Bu uzun süreli gerileme, Chávez’in iktidara gelmesine zemin hazırladı. 2014’te petrol fiyatları düştüğünde, tüm petrol ihracatçısı ülkeler gelir kaybı yaşadı; ancak sadece Venezuela bu duruma dayanamadı.

Dolayısıyla Venezuela’nın başarısızlığının kökleri daha derinlerde aranmalıdır. Hugo Chávez, iktidara geldiğinde, Venezuela’nın ekonomik durumu kötüleşmişti ve bu durum, onun popülaritesini artıran bir zemin oluşturdu. Chávez, Küba modelini benimseyen bir otokrasi inşa etti. Kriz, Chávez’den önce başlamış olsa da, Venezuela’nın bugünkü durumunu anlamak için Chávez’in mirası ve Küba etkisi göz ardı edilemez.

Chávez, 1998’deki seçimleri kazanarak, Venezuela’daki iki partili sistemi fiilen sona erdirdi. Peki, bu durumu mümkün kılan popülist öfke patlaması neyin sonucuydu? Cevap: hayal kırıklığı.

Refah Devletinden Başarısız Devlete

1970’lere kadar Venezuela, Latin Amerika’nın en zengin ülkelerinden biriydi. Ancak 1980’lerin başında petrol gelirlerindeki düşüş, ekonominin kırılganlığını ortaya çıkardı. Kamu harcamaları kısıldı, sosyal programlar daraltıldı, enflasyon hızla yükseldi ve yoksulluk arttı.

Chávez iktidara geldiğinde, Venezuela’nın gelir dağılımı görece daha eşit bir yapıdaydı. Ancak bu durum, Chávez’in iktidara gelmesini sağlayan toplumsal destekle bağlantılıydı. 1998’de Venezuela, tam anlamıyla çökmüş bir ülke değildi; ancak petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte yeni bir kemer sıkma dönemi başlamıştı. Chávez, bu durumu siyasi bir fırsata dönüştürdü.

Chávez, Irak işgali sonrası yükselen anti-Amerikan dalgasının simgesi haline geldi. Ancak bu popülarite, tarım, enerji ve sanayi gibi sektörlerde üretimi çökerten politikaların üzerini örtmüştü. Kamulaştırmalar ve döviz kontrolleri, devletle bağlantılı aktörlerin kamu varlıklarını kişisel servetlerine dönüştürmesine olanak tanıyan bir kleptokratik düzen yarattı.

Maduro’nun Küba Sevgisi

2011’de Chávez’e kanser teşhisi kondu. Tedavi için Küba’yı tercih eden Chávez, 2012’de son kez televizyona çıkarak Maduro’yu halef olarak gösterdi. Maduro, gençliğinde Küba yanlısı bir partiye katılmış ve Chávez’e olan sadakati sayesinde iktidara yükselmiştir.

Maduro döneminde Küba’nın etkisi arttı. Kübalılar, Venezuela’daki önemli devlet görevlerine getirildi. Maduro, ekonomik özgürlükleri kısıtladı ve muhalefeti bastırma yöntemlerini sürdürdü. Seçimler işlevsiz hale geldi ve muhalefetin yetkileri kısıtlandı.

Maduro, Venezuela’yı anti-Amerikan rejimlerle daha sıkı ittifaklara yönlendirdi. Ancak bu durum, ülkenin ekonomik krizini daha da derinleştirdi. Hiperenflasyon kaçınılmaz hale geldi ve devlet, temel hizmetleri sunamaz hale geldi.

Yeni Dönemin Zorlukları

Maduro sonrası yönetim, kamu sektöründeki askeri ağırlığı azaltmak zorunda kalacak. Sağlık, eğitim ve kolluk hizmetlerini yeniden inşa etmesi gerekecek. Venezuela toplumu, kötü yönetime karşı direncini kaybetmedi ve her ay yüzlerce protesto düzenlemeye devam etti.

Ancak bu süreç kolay olmayacak ve kısa sürede sonuç vermeyecek. İflasın eşiğine sürüklenmiş bir devleti yeniden ayağa kaldırmak, her zaman hızlı ve sorunsuz olmamıştır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu