Yüksek Faiz Değil, Üretim Ekonomiyi Güçlendirir
Yüksek faiz politikalarının sanayi ve istihdam üzerindeki olumsuz etkileri, üretim odaklı çözümlerle aşılabilir.
Yüksek faiz oranları, sanayicilerin ve yatırımcıların krediye erişimini zorlaştırıyor. Bu durum, üretim süreçlerini yavaşlatırken, işsizlik oranlarını artırmakta ve gelir dağılımını bozmakta. Yüksek maliyetlerle kredi alan sanayiciler, artan giderlerini ürün fiyatlarına yansıtarak tüketicilere yük getiriyor. Bu zincirleme etki, gıda başta olmak üzere birçok sanayi ürününün fiyatlarının artmasına neden olurken, kira, eğitim ve genel yaşam maliyetleri de yükseliyor. Yüksek faiz, hayat pahalılığını beslerken, ucuzluk ve bol üretim ancak düşük maliyet ve güçlü rekabetle mümkün. Bu sorunun çözümü ise faiz oranlarının düşürülmesinde yatıyor.
Üretim ve arz yönlü politikaların öne çıktığı bu dönemde, yüksek faiz oranlarının enflasyonu daha fazla aşağı çekmeyeceği net bir şekilde görülüyor. Daha fazla yatırım, istihdam, üretim ve ihracat hedefleyen sanayiciler, yüksek faiz yükü altında eziliyor. Pandemi döneminde olduğu gibi, savaşın getirdiği fırsatları değerlendirmek isteyen Türkiye’deki üreticiler, yüksek finansman maliyetleri nedeniyle bankalara başvurmakta zorlanıyor.
Sanayiciler, tüccarlar, ihracatçılar, esnaflar ve çiftçiler, kredi maliyetlerinin düşmesini beklerken, yüksek faiz politikalarının devam etmesi Türkiye’nin ekonomik büyümesinin önündeki en büyük engel olarak öne çıkıyor. Yüksek faiz, ekonominin dinamiklerini yavaşlatmanın yanı sıra toplumsal yaralar açarak aile yapısını da tehdit ediyor.
Yüksek faiz oranları nedeniyle sanayiciler ve yatırımcılar krediye ulaşmakta zorluk çekiyor. Kredi maliyetlerinin artması, yeni yatırımların riskini artırıyor. Fabrika kurmak, üretimi artırmak veya yeni iş alanları açmak yerine birçok yatırımcı beklemeyi tercih ediyor. Bu durum, doğrudan üretimin azalmasına ve ekonominin yavaşlamasına yol açıyor. Kapasite kullanım oranının yüzde 73 ile son yılların en düşük seviyesine inmesi, bu durumun en net göstergesi oldu. Üretim azaldıkça piyasadaki mal miktarı da düşüyor.
Merkez Bankası’nın kemer sıkma politikalarının beklenen sonuçları vermemesi nedeniyle talep sabit kalıyor. Hatta yüksek gelir gruplarında talep artarken, parasını yüksek faizde değerlendiren rantiyeciler, servet transferinin kazanan tarafı olarak harcamalarına devam ediyor. Yüksek faiz, Türkiye’de enflasyonu düşürmek yerine, aksine enflasyonun aşağı çekilmesini engelleyen bir unsur haline geldi. “Faiz enflasyonu düşürür” görüşü, her zaman beklenen sonucu vermediğini bir kez daha kanıtladı. Üretim ekonomisinin zayıf olduğu ülkelerde, yüksek faiz enflasyonu artırıyor.
Yatırımların azalmasıyla birlikte yeni istihdam alanları oluşmuyor, aksine işletmeler maliyet baskısı nedeniyle küçülmeye gidiyor. Bu durum, işsizliği artırmaya başladı. Türkiye’de işsizlik oranları tek hanelerde kalsa da, aslında artış gösteriyor. Faiz geliri elde edenler harcamalarına devam ederken, üretim yapan ve çalışan kesim büyük zorluklar yaşıyor. Servet üretmeden kazanç elde eden kesim büyürken, emek veren kesim geride kalıyor. Gelir dağılımındaki bozulma, toplumsal adaletsizlik hissini artırıyor.
Yüksek faiz politikaları genellikle kısa vadede döviz baskılamak ve enflasyonu kontrol altına almak amacıyla uygulanırken, Türkiye’de süreç uzadığı için etkisi azalmış durumda. Üretim zayıfladı, reel sektör küçüldü ve ekonomi finans sektörüne bağımlı hale geldi. Bu durum, sürdürülebilir bir büyüme modelini zorlaştırıyor.
Tek çare, üretim ekonomisinin güçlendirilmesidir. Düşük faiz oranları, yatırım artışını beraberinde getirir. Yatırım artışı, üretim artışına yol açar. Üretim artışı, istihdamı artırır. İstihdam artışı, gelir artışını beraberinde getirir. Gelir artışı ise refah ve ucuzluğu sağlar. Bu zincir kırıldığında ekonomi zayıflar, güçlendiğinde ise Türkiye güçlü bir büyüme sürecine girer.
Devlet, üretimi desteklerse işsizlik azalır, gelir dağılımı düzelir, enflasyon kontrol altına alınır ve dışa bağımlılık azalır. İşçi çalışır, tedarikçi kazanır ve devlet daha fazla vergi geliri elde eder. Ancak devlet faizi teşvik ederse, parayı üretimden uzaklaştırır, sermayeyi bankalarda bekletir ve reel sektörü zayıflatır. Sonuç olarak sanayici faizciye çalışır, bu da fakiri daha fakir, zengini daha zengin eder ve geçim sıkıntısını artırır. 86 milyon vatandaş, yüksek faiz yükü altında ezilmektedir.




