Hilafetin Kaldırılması Sonrası Mısır’da Siyasi Meşruiyet Arayışı
Hilafetin kaldırılması, Mısır’da siyasi meşruiyet arayışlarını tetikledi. Prof. Dr. Ramazan Yıldırım, bu süreci ele alıyor.
Prof. Dr. Ramazan Yıldırım/Sabite.org
Osmanlı Hilafetinin İlgisi ve Mısır’daki Yansımaları
Osmanlı hilafetinin kaldırılması, İslam tarihinde yönetim anlayışında köklü bir değişim yarattı. 1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından hilafetin ilgası, İslam dünyasında tartışmalara ve yeniden düşünmelere yol açtı. Bu durum, hilafeti savunanlar ve karşı çıkanlar arasında dinî argümanların kullanıldığı bir mücadele alanı haline geldi. Müslüman düşünürler, bu süreçte iki ana akım oluşturdu; biri hilafeti savunurken diğeri alternatif yönetim modelleri arayışına girdi.
Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte Mısır ve Hindistan gibi birçok bölgede yeni yönetim arayışları gündeme geldi. Bu tartışmalar, hilafetin ilgasından önceki ve sonraki dönemler olarak ikiye ayrılabilir. Önceki dönemde, Seyyid Bey’in önerdiği saltanatsız hilafet modeli öne çıkarken, sonrasında Ali Abdurrazzık’ın kaleme aldığı el-İslâm ve Usulu’l-Hükm isimli eser, laikliğin dinî argümanlarla savunulmasına zemin hazırladı.
Ali Abdurrazzık, hilafet kurumunun Müslümanların tarihsel siyaset geleneği olduğunu belirterek, bu kuruma ihtiyaç olmadığını savundu. Bu görüşleri, İslam dünyasında geniş tartışmalara yol açtı ve kendisi Ezher tarafından yargılanarak görevinden alındı. Ezher, Abdurrazzık’a karşı aldığı bu kararla din devleti tezini savunmuş oldu. Bu karar, dönemin siyasi şartlarını göz önünde bulundurarak verilmişti ve Abdurrazzık’a itibarının iade edilmesi, görüşlerinde bir değişiklik olmadığını gösteriyordu.
Abdurrahman Kevakibî, din ve devlet otoritesinin ideal olarak ilk dört halife döneminde tek bir kişide toplandığını, sonraki dönemlerde ise saltanatın dine baskın geldiğini ifade etti. Kevakibî, Osmanlı hilafet anlayışına alternatif bir sistem önerdi. Reşid Rıza ise hilafetin önemini vurgulamak amacıyla eserler kaleme aldı ve hilafetin gerekliliğini hadislerle savundu. Hilafet kurumunun gerçek anlamda ihyâsından umudunu kesen Rıza, İslam devleti kavramını ortaya attı ancak içeriği hakkında fazla bilgi vermedi. Abdurrezzak Senhurî, hilafet konusunu akademik bir çalışmaya dönüştüren ilk kişi oldu ve hilafeti İslami hükümet kavramıyla eş anlamlı kullanarak, halifenin ilahi otoritenin temsilcisi olmadığını belirtti.
Hilafetin ilgası, Mısır’da hilafet ve din-siyaset ilişkileri üzerine tartışmaları alevlendirdi. Osmanlı hilafetinin tamamen kaldırılması, hilafet meselesini daha da gündeme getirdi. Mısır ulemâsı, 15 Mart 1925 tarihinde bir bildiri yayımlayarak Abdulmecid Efendi’nin hilafetinin geçersiz olduğunu duyurdu. Ezher Şeyhi başkanlığında toplanan bir heyet, hilafet meselesinin tüm boyutlarıyla tartışılması için bir kongre düzenleme çağrısında bulundu. Bu çağrı üzerine Kahire’de Hilafet Kongresi’nin düzenlenmesine karar verildi ve 22 kişilik bir idare heyeti oluşturuldu.
Kongre, tüm İslam dünyasındaki ilgili çevrelerle iletişim kurarak Müslüman halkların temsilcilerini seçmelerini istedi. Ayrıca, kongreye dair bilgilendirme yapmak için Mecelletu’l-Mu’temer isimli bir dergi yayımlanmasına karar verildi. Dergi, hilafet meselesi hakkında kamuoyu oluşturarak farklı yaklaşımları gündeme getirmeyi amaçlıyordu. 1924 Ekim’inden 1926 Şubat’ına kadar yayımlanan dergi, kongreye katılacak delegelerle İslam dünyası arasında bir bağ kurmayı hedefliyordu.
Kahire Hilafet Kongresi, İslam dünyasında ilk kez geniş katılımlı bir kongre olma özelliği taşıyordu. Kongre, tüm Müslümanların ortak iradesi olarak kabul edilen bir karar alma mekanizması oluşturmayı amaçlıyordu. Ancak, kongre öncesinde yaşanan siyasi gerginlikler ve farklı beklentiler, kongrenin ertelenmesine yol açtı. 17 Ocak 1925 tarihinde yapılan toplantıda, kongrenin bir yıl ertelenmesine karar verildi. Erteleme gerekçeleri arasında İslam dünyasındaki farklı görüşlerin uyumlu hale getirilmesi, Hicaz bölgesindeki iç savaş ve Mısır’daki genel seçim süreci gibi unsurlar yer aldı.
Bir yıl sonra, 13 Mayıs 1926’da düzenlenmesi planlanan kongre için davet yazıları hazırlandı. Ancak, kongre öncesinde hilafet meselesinin öneminin azaldığı ve katılımcılar arasında görüş ayrılıklarının sürdüğü görüldü. Hindistan delegasyonu, kongreye katılma konusunda isteksiz olduğunu belirtirken, Mekke’den gelen Şerif Hüseyin de kongreye katılmayacağını açıkladı. Kongre, katılımcıların farklı bakış açılarıyla doluydu ve bu durum, kongrenin amacının gerçekleşmesini zorlaştırıyordu.
Kahire Hilafet Kongresi, tarih boyunca Müslüman toplumları temsil eden delegelerin bir araya geldiği ilk kongre olma özelliğini taşısa da, hilafetin mahiyeti ve halifenin misyonu hakkında ortak bir anlayışa varılamadan dağılmak zorunda kaldı. Bu süreç, Müslümanların siyasal ve dinî otoritelerin yerine kurumsal temsili öne çıkaran bir yapıya geçişini simgeliyor. Kongre, Müslümanların birliğini sağlama çabalarının bir parçası olarak, hilafetin yeniden inşası için bir platform oluşturma amacını taşıyordu.




