Trump’ın Gazze Barış Heyeti: Eleştirilerin Hedefi Oldu
Trump’ın kurduğu Gazze Barış Heyeti, eleştirilerin odağı oldu. Filistinlilerin dışlandığı bu yapı, uluslararası tepkilerle karşılaştı.
Donald Trump’ın öncülüğünde kurulan Gazze Barış Heyeti, Filistin halkını karar süreçlerinden dışlayan yapısı, ABD merkezli tek taraflı yaklaşımı ve tartışmalı üyeleri ile geniş çaplı eleştirilerin odağı haline geldi. Son yıllarda Gazze’deki kriz, uluslararası gündemin en karmaşık ve kanlı çatışmalarından biri olarak dikkat çekiyor. Ancak, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve Gazze’nin yeniden inşası için yapılan resmi girişimler genellikle başarısızlıkla sonuçlandı ve ciddi eleştirilere maruz kaldı. Trump’ın girişimiyle oluşturulan bu heyet, barış mekanizması olmaktan çok, emperyal güçlerin rekabetini ve uluslararası kurumların meşruiyet krizini yansıtan yeni bir siyasi araç olarak öne çıkıyor.
Heyetin yapısı ve üyeleri incelendiğinde, Filistinlilerin stratejik ve güvenlik konularında hiçbir söz hakkına sahip olmadan yalnızca teknik ve idari işlerle sınırlı bir düzeyde yer alması dikkat çekiyor. Bu durum, ABD’nin tek taraflı yaklaşımını gözler önüne sererken, heyetin Filistin halkı nezdindeki meşruiyetini ciddi biçimde zedeliyor. Ayrıca, kalıcı üyelik için öne sürülen ve Gazze’nin yeniden inşası için kullanılacağı iddia edilen 1 milyar dolarlık katkı şartı, barışın ticarileştirilmesi eleştirilerini beraberinde getiriyor ve birçok ülkenin bu yapıya mesafeli durmasına neden oluyor.
Heyetin resmi açıklamalarına göre, temel görevleri Gazze’nin yeniden inşası, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve barış sürecinin ilerletilmesi olarak sunuluyor. Ancak, Trump’ın heyetin faaliyet alanının yalnızca Gazze ile sınırlı kalmayacağına dair açıklamaları, bu yapının ABD’nin küresel nüfuzunu artırmaya yönelik bir siyasi araç olduğunu gösteriyor. Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze’nin geçici yönetimi gibi kritik konuların Birleşmiş Milletler çerçevesi dışında bir yapıya devredilmesi ise ciddi hukuki ve siyasi kaygılara yol açıyor.
Filistinli gruplar ve bölgesel analistler, heyetin resmen faaliyete başlamasından önce bile sert tepkiler verdiler. Filistin İslami Cihad Hareketi, heyetin yapısını Siyonist rejimin çıkarlarına uygun olarak nitelendirirken, Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Dr. Munir el-Berş, “Onlar kendi aralarında barışı paylaşıyor, bize ise çadırlar düşüyor” diyerek diplomatik söylemlerle Gazze’deki insani felaket arasındaki uçurumu vurguladı. Filistinli yazarlar ise bu girişimin, Filistin meselesini uluslararası gündemden düşürmeyi hedeflediği uyarısında bulundu.
Siyonist rejimin heyete yönelik tutumu da çelişkili bir görünüm sergiliyor. Netanyahu’nun ofisi, heyetin yapısının Tel Aviv yönetimiyle tam bir koordinasyon içinde oluşturulmadığını belirtti. Aşırı sağcı bakanlar, güvenlik alanında dış bir yapının rol üstlenmesine karşı çıkarken, Türkiye ve Katar’dan temsilcilerin heyette yer almasına yönelik itirazlar, Siyonist rejim içindeki siyasi bölünmeleri daha da derinleştirdi.
Uluslararası düzeyde de tepkiler farklılık gösterdi. Bazı Arap ülkeleri ve ABD’ye yakın müttefikler heyetle iş birliğine sıcak bakarken, Fransa, İsveç ve Norveç gibi Avrupa ülkeleri, Birleşmiş Milletler’in devre dışı bırakılmasından duydukları kaygı nedeniyle bu yapıya katılmaktan kaçındı. Üyelik için talep edilen yüksek mali katkı, bu girişimin insani bir barış çabasından çok, ekonomik ve siyasi çıkarlar temelinde şekillendiği eleştirilerini güçlendirdi. Analistler, bu yapının Gazze krizine çözüm üretemeyeceği, aksine büyük güçlerin rekabet alanına dönüşeceği görüşünde birleşiyor.
Sonuç olarak, Trump’ın öncülüğünde kurulan Gazze Barış Heyeti, Gazze’de adil ve kalıcı bir barıştan çok, ABD’nin tek taraflı politikalarını yansıtan bir yapı olarak öne çıkıyor. Filistinlilerin dışlandığı bu yapının, bölge halkının ve uluslararası kamuoyunun güvenini kazanması mümkün görünmüyor. Gücün tek elde toplanması ve hayati güvenlik meselelerinin gayriresmî bir yapıya devredilmesi, barış ihtimalini zayıflatırken, bölgesel gerilimleri artırma riski taşıyor. Bu girişim, Gazze’ye barış getirmekten ziyade, emperyalist dayatmaların yeni bir aracı olarak tarihe geçmeye aday görünüyor.




