Yalnızlık Ümmeti Nasıl Sarsıyor?

Modern çağın yalnızlaştırdığı insan, kardeşlik ve dayanışma ile kurtulabilir. Yalnızlık, toplumun dokusunu nasıl etkiliyor?

Ramazan Kayan / Milat Gazetesi

Yalnızlık Ümmeti Nasıl Sarsıyor?

Modern insan, yalnızlığın pençesinde kıvranıyor. Bu yalnızlık durumu, çağımızın en yaygın sorunlarından biri haline gelmiş durumda. İletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişmesi, insanları fiziksel olarak bir araya getirse de, ruhsal anlamda derin bir yalnızlık yaratıyor. Kronik yalnızlık, bireylerin ruh sağlığını tehdit eden bir çöküşe yol açarken, sosyal bunalımlar da artış göstermekte.

Yalnızlık, özgürlük olarak sunulmakta, ancak toplumsal yapı giderek parçalanmakta. Kendi içine kapanmış bireyler, içsel olarak tükeniyor. İnsan, hümanizmanın yücelttiği bir varlık olarak, kendi benliğinin zindanında yalnız kalıyor. Rasyonalizmin etkisi altında akıl, kalbin sıcaklığından yoksun bir hale geliyor. Beden, ruhsuz bir fetiş haline dönüşüyor.

Yalnız hayatlar, yalnız hikâyeler ve yalnız rüyalar… Huzur evlerinde yalnız yaşayan yaşlılar, sevgi evlerinde sevgiden mahrum kalan yetimler ve kreşlerde yalnız kalan çocuklar, bu yalnızlığın acı verici yüzünü gözler önüne seriyor. Camiler, yalnızlığın hüznünü taşıyor ve aile bireyleri bile birlikte yalnızlaşmanın acısını yaşıyor.

Toplumda yaşanan kitlesel ve çoklu yalnızlıklar, insanın insandan kaçışını gözler önüne seriyor. Metropollerde, üniversite kampüslerinde ve varoşlarda, kalabalıkların arasında bile yalnızlık hissediliyor. Tek başına olmanın getirdiği eziklik ve acı, bireylerin dengesini bozuyor. Yalnız insanlar, gergin, yorgun ve umutsuz bir hale geliyor.

Toplumda gönüller arasındaki mesafeler açılmakta, komşuluk ve kardeşlik bağları zayıflamakta. Bireyciliğin ve fırkacılığın yayılması, insanları daha da yalnızlaştırıyor. Sosyal bir varlık olan insan, yalnızlaşmayı tercih ederek kendi sonunu hazırlıyor. Bu yalnızlık, bireyin taşıdığı tüm acıların ve yüklerin kaynağı haline geliyor.

Şu an yalnızlığın yasını tutuyoruz. Ancak yalnızlık kaderimiz değil. Biz bir ümmetiz, biz kardeşiz. Tek kişilik hayatlar, bizlere ait olamaz. İnsan, insana emanet değil midir? Birbirimizden değil miyiz? Yalnızlaşmak yerine, yakınlaşmak zorundayız. Bireyselleşmek, bizim için uygun bir yol değil; birleşmek, bizim yükümlülüğümüz olmalı.

Belki de yakınlaşmak için bir selam, bir ikram ya da bir saygı yeterli olacaktır. Yeter ki yüzümüzü birbirimize dönelim, bir tebessümle kapalı kalplere ulaşabiliriz. Bu yalnızlık duvarını aşmak zorundayız. Ümmet olarak yalnızlaşmayı durduramadığımız için rüzgârımızı kaybettik ve ruhlarımız yorgun düştü.

Bu yalnızlığın sonuçlarından biri de Filistin’in yaşadığı derin yalnızlık. Sekiz milyarlık bir insan topluluğu içinde yer alan Gazze, milyonlarca insanın sevgisini ve desteğini almasına rağmen hâlâ yalnız. Seksen yıllık bir yalnızlık, Kudüs’ü de yalnızlığa mahkûm etti. Yüzyıllık bir parantez kapanmamakta, soykırımlar ve sürgünler bitmek bilmemekte.

Hanzala’nın hâlâ sırtı dönük, kızgın, küskün ve yalnız. Peki, çözüm nedir? Kardeşleşmek… Hem de kurşunla kaynatılmış duvarlar gibi bir arada durarak. Gettolarımızdan çıkmalı, kabuğumuzu kırmalıyız. Dayanışma ruhu ve cemaat bilinci ile adımlarımızı sıklaştırmalıyız. Hz. Zekeriyya’nın duasını hatırlıyoruz: “Rabbim beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.” Bu duaya âmin diyor ve kendi adımıza güncellemeler yapmamız gerektiğine inanıyoruz.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu